Hareketin Kalbi   

Ana Sayfa     Vizyonumuz    Misyonumuz    Biz Kimiz?    İletişim  

          Atatürk
"Sahip Olduğun Kudret Damarlarındaki Asil Kandadır"
 Hayatı
 10. Yıl Nutku
 Gençliğe Hitabe
 Resimleri
 Özlü Sözleri
          Davamız
 Ana Sayfa
 Alperence
 Ülkümüz
 Faaliyetlerimiz
 Bizim Ocak
 Üniversiteli Alperenlerimiz 
Tüm Ocak Linkleri
 
Tüm BBP Linkleri
 Ocak Adresleri
 BBP İl İlçe Adresleri
          İslam
 Peygamberler
 Eshab-ı Kiram
 İslam Tarihi
 İslami Hikayeler
 Tasavvuf
 Kutbu Sitte
 Kuran Dinle
 40 Hadis
 Dini Bilgiler
 
Hatim
          Ecdadımız
 Osmanlı Tarihi
 Selçuklu Tarihi
 İslam Öncesi Türkler
 Cumhuriyet Dönemi
 Kahraman Türk Kadınları
 Nevruz
 Türkler ve İslam
 Türk Töresi
 Din ve Ahlak
 Türk Soyu
 Ata Korkut
 Oğuz Kağan Duası
 Turan Duası
          Türkler
 Türk Dünyası
 Özerk Türkler
 Turaneli
 Türk Bayrakları
 Eski Devlet Bayrakları
          Mücadele
 Çeçenistan
 Doğu Türkistan
 Filistin
 Irak
          Multimedia
 Duvar Kağıtları
 Videolar
 Animasyonlar
 Kitap Oku
 Müzik/MP3
 Konuk Defteri
 Şairler/Şiirler
          Eğlence
 Duvar Yazıları
 Hazır Cevaplar
 Gazeteler
 Sözlükler
 Sağlık
 Güzel Sözler
          Esmaul Hüsna


"O, yaratan, var eden, sekil veren Allah'tir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun sanini yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.(Hasr-24)"


ALLAH
(Varligi zorunlu olan ve bütün övgülere layik bulunan zatin özel ve en kapsamli adi)


RAHMÂN
(Bagislayan, esirgeyen)


RAHÎM
(Aciyan, esirgeyen)


MELIK
(Görünen ve görünmeyen alemlerin sahibi)


KUDDÛS
(Her eksiklikten münezzeh)


SELÂM
(Esenlik veren)


MÜ'MIN
(Güven veren, vaadine güvenilen)


MÜHEYMIN
(Kainatin bütün islerini gözetip yöneten)


AZÎZ
(Yenilmeyen yegane galip)


CEBBÂR
(Iradesini her durumda yürüten, yaratilmislarin halini iyilestiren)


MÜTEKEBBIR
(Azamet ve yüceligini izhar eden))


HÂLIK
(Takdirine uygun bir sekilde yaratan)


BÂRI'
(Bir model olmaksizin canlilari yaratan)


MUSAVVIR
(Sekil ve özellik veren)


GAFFÂR
(Daima affeden, tekrarlanan günahlari bagislayan)


KAHHÂR
(Yenilmeyen, yegane galip)


VEHHÂB
(Karsilik beklemeden bol bol veren)


REZZÂK
((Bedenlerin ve ruhlarin gidasini yaratip veren)


FETTÂH
(Iyilik kapilarini açan, hakemlik yapan)


ALÎM
(Hakkiyla bilen)


KÂBID
(Rizki tutan, canlilarin ruhunu alan)


BÂSIT
(Rizki genisleten, ruhlari bedenlerine yayan)


HÂFID
(Alçaltan, zillete düsüren)


RÂFI'
(Yücelten, izzet ve seref veren)


MUIZ
(Yücelten, izzet ve seref veren)


MÜZIL
(Alçaltan, zillet veren)


SEMI'
(Isiten)


BASÎR
(Gören)


HAKEM
(Son hükmü veren)


ADL
(Mutlak adalet sahibi, asiriliga meyletmeyen)


LATÎF
(Yaratilmislarin ihtiyacini en ince noktasina kadar bilip sezilmez yollarla karsilayan)


HABÎR
(Her seyin iç yüzünden haberdar olan)


HALÎM
(Acele ile ve kizginlikla muamele etmeyen)


AZÎM
(Zatinin ve sifatlarinin mahiyeti anlasilamayacak kadar ulu)


GAFÛR
(Bütün günahlari bagislayan)


SEKÛR
(Az iyilige çok mükafat veren)


ALÎ
(Izzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, askin)


KEBÎR
(Zatinin ve sifatlarinin mahiyeti anlasilamayacak kadar ulu)


HAFÎZ
(Koruyup gözeten ve dengede tutan)


MUKÎT
(Bedenlerin ve ruhlarin gidasini yaratip veren, bilip gücü yeten ve koruyan)


HASÎB
(Kullarina yeten, onlari hesaba çeken)


CELÎL
(Azamet sahibi)


KERÎM
(Fazilet türlerinin hepsine sahip)


RAKÎB
(Gözetleyip kontrol eden)


MÜCÎB
(Dileklere karsilik veren)


VÂSI'
(Ilmi ve merhameti herseyi kusatan)


HAKÎM
(Bütün emirleri ve isleri yerli yerinde olan)


VEDÛD
(Çok seven, çok sevilen)


MECÎD
(Sanli, serefli)


BÂIS
(Ölümden sonra dirilten)


SEHÎD
(Her seyi gözlemis olarak bilen)


HAK
(Fiilen var olan, mevcudiyeti ve uluhiyyeti gerçek olan)


VEKÎL
(Güvenilip dayanilan)


KAVÎ
(Her seye gücü yeten, kudretli)


METÎN
(Her seye gücü yeten, kudretli)


VELÎ
(Yardimci ve dost)


HAMÎD
(Övülmeye layik)


MUHSÎ
(Her seyi tek tek ve bütün ayrintilariyla bilen)


MÜBDI'
(Ilkin yaratan)


MUÎD
(Tekrar yaratan)


MUHYÎ
(Can veren)


MÜMÎT
(Öldüren)


HAY
(Ebedi hayatta diri)


KAYYÛM
(Her seyin varligi kendisine bagli olup kainati idare eden)


VÂCID
(Diledigini diledigi zaman bulan bir müstagni)


MÂCID
(Sanli, serefli)


VÂHID
(Bölünüp parçalara ayrilmamasi ve benzerinin bulunmamasi anlaminda tek)


SAMED
(Arzu ve ihtiyaçlari sebebiyle herkesin yöneldigi ulular ulusu bir müstagni) 


KÂDIR
(Her seye gücü yeten, kudretli)


MUKTEDIR
(Her seye gücü yeten, kudretli)


MUKADDIM
(Öne alan)


MUAHHIR
(Geriye birakan)


EVVEL
(Varliginin baslangici olmayan)


ÂHIR
(Varliginin sonu olmayan)


ZÂHIR
(Varligini ve birligini belgeleyen birçok delilin bulunmasi açisindan asikar)


BÂTIN
(Zatinin görülmesi ve mahiyetinin bilinmesi açisindan gizli)


VÂLÎ
(Kainata hakim olup onu yöneten)


MÜTEÂLÎ
(Izzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, askin)


BER
(Iyilik eden, vaadini yerine getiren)


TEVVÂB
(Kullarini tövbeye sevkeden ve tövbelerini kabul eden)


MÜNTAKIM
(Suçlulari cezalandiran)


AFÜV
(Hiçbir sorumluluk kalmayacak sekilde günahlari affeden)


RAÛF
(Sefkatli)


MÂLIKÜ'L-MÜLK
(Mülkün sahibi)


ZÜ'L-CELÂLI ve'l-IKRAM
(Azamet ve kerem sahibi)


MUKSIT
(Adaletle hükmeden)


CÂMI'
(Toplayip düzenleyen, kiyamet günü hesaba çekmek için mahlukati toplayan)


GANÎ
(Her seyden müstagni, kendi disinda her sey O'na muhtaç)


MUGNÎ
(Zenginlik verip tatmin eden)


MÂNI'
(Dilemedigi seyin gerçeklesmesine müsaade etmeyen, kötü seylere engel olan)


DÂR
(Zarar veren)


NÂFI'
(Fayda veren)


NÛR
(Nurlandiran, nur kaynagi)
 
 


HÂDÎ
(Yol gösteren, murada erdiren)


BEDÎ'
(Esi ve örnegi olmayan, sanatkarane yaratan)


BÂKÎ
(Varliginin sonu olmayan)


VÂRIS
(Varliginin sonu olmayan)


RESÎD
(Bütün isleri isabetli ve hedefine ulasici, irsad edici)


SABÛR
(Çok sabirli)


©TRNuke.net

ALLAH c.c En Güzel Isimleri 

          Arama Motoru
          Çanakkale

Çanakkale Geçilmez

1. BÖLÜM
2. BÖLÜM
3. BÖLÜM
4. BÖLÜM
5. BÖLÜM
6. BÖLÜM
7. BÖLÜM

          Zindanlar
Giriş İçin
VAR OLACAĞIZ EYLÜLLERE RAĞMEN

          Şehitlerimiz

Giriş İçin
NE SİZLERİ UNUTTUK NEDE KAHPE EYLÜLLERİ

          Unutmadık
        Dokunma Bayrağıma
          Mevlana
          Türkiyem
        Ayasofya Alperenleri
          Protesto Ediyoruz
          Tarihte Bugün
          Reklam Alanı
          Destekleyenler

ALPEREN OCAKLARI TEŞKİLAT SİTELERİ

ALPEREN OCAKLARI GENEL MERKEZİ

İZMİR ALPEREN OCAKLARI

İSTANBUL ALPEREN OCAKLARI-1

İSTANBUL ALPEREN OCAKLARI-2

ANKARA ALPEREN OCAKLARI

ERZURUM ALPEREN OCAKLARI

BOZKIR ALPEREN OCAKLARI

MUŞ ALPEREN OCAKLARI

SİNCAN ALPEREN OCAKLARI

GEBZE ALPEREN OCAKLARI

SAMSUN ALPEREN OCAKLARI

ŞARKIŞLA ALPEREN OCAKLARI

SAMSUN ALPEREN OCAKLARI

GÜRÜN ALPEREN OCAKLARI

ALPERENLER

SULTANBEYLİ ALPEREN OCAKLARI

HATAY ALPEREN OCAKLARI

NİĞDE ALPEREN OCAKLARI

TAVŞANLI ALPEREN OCAKLARI

AYDIN ALPEREN OCAKLARI

BEYKOZ ALPEREN OCAKLARI

TURANELİ

ALPEREN TÜRK

YALOVA ALPEREN OCAKLARI

ANTALYA ALPEREN OCAKLARI

APERENLER ŞAHSİ SİTE

ALPEREN GENÇLİK 27

RADYO ALPERENCE

ALPERENCE

ELAZIĞ ALPEREN OCAKLARI

KÜÇÜKÇEKMECE ALPEREN OCAKLARI

TOKAT ALPEREN OCAKLARI

BUCA ALPEREN OCAKLARI

TRABZON ALPEREN OCAKLARI

DENİZLİ ALPEREN OCAKLARI

KOCAELİ ALPEREN OCAKLARI-1

KOCAELİ ALPEREN OCAKLARI-2

DÜZCE ALPEREN OCAKLARI

ESENLER ALPEREN OCAKLARI-2

ÇERKEZKÖY ALPEREN OCAKLARI-2

ÇERKEZKÖY ALPEREN OCAKLARI-1

ÜMRANİYE ALPEREN OCAKLARI

ESKİŞEHİR ALPEREN OCAKLARI

MERSİN ALPEREN OCAKLARI

UŞAK ALPEREN OCAKLARI-2

KÜTAHYA ALPEREN OCAKLARI

SİVAS ALPEREN OCAKLARI

BURSA ALPEREN OCAKLARI

ALPERENCE HOSTİNG

BAĞCILAR ALPEREN OCAKLARI

GAZİ ÜNİVERSİTE TEŞKİLATI

GAZİOSMANPAŞA ALPEREN OCAKLARI-1

GAZİOSMANPAŞA ALPEREN OCAKLARI-2

UŞAK ALPEREN OCAKLARI ÜNİVERSİTE TEŞKİLATI

KAYSERİ ALPEREN OCAKLARI

BERLİN ALPEREN OCAKLARI

UŞAK ALPEREN OCAKLARI

MANİSA ALPEREN OCAKLARI

MİLLİYETÇİLER

MİLLİ OCAK

ÜNİVERSİTELİ ALPERENLER

DANİMARKA ALPEREN OCAKLARI

TÜRKİSTAN ALPEREN OCAKLARI

TÜRKİSTAN ALPEREN OCAKLARI-2

AVRUPA TÜRK BİRLİĞİ

AHMET YENİLMEZ

HASAN SAĞINDIK

BBP TEŞKİLAT SİTELERİ

BBP GENEL MERKEZ

BBP ESENLER İLÇE TEŞKİLATI

BBP SİNOP İL TEŞKİLATI

BBP İSTANBUL İL TEŞKİLATI

BBP İZMİR İL TEŞKİLATI

BBP ANKARA İL TEŞKİLATI

BBP GEBZE İL TEŞKİLATI

BİZİM WEBMASTER İÇİN

BİZİM WEBMASTER

ŞAHSİ ALPEREN SİTELERİ

OKAN YETGİN (BLOG)

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-1

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-2

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-3

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-4

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-5

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-6

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-7

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-8

DİN VE AHLAK

 

        

Dinimiz     I       Peygamberimiz      I      Dini Sualler      I      Hadis-i Şerifler

Hz. Mevlana      I      Mübarek Gün ve Geceler     I      Esma-ül Hüsna

     32 Farz      I      54 Farz      I      Veda Hutbesi





 

Dinimiz

Hamdların en güzeli, ilahi kelamında “Muhammed Allah’ın resulü ve peygamberlerin sonuncusudur.” (Ahzap:40) diye buyuran ve her şeyi yoktan ol emri ile olduran, alemlerin rabbine, insanların melikine ve insanların ilahına olsun.“Allah ve melekleri, peygamber’e çok salevat getirirler. Ey müminler! Siz de O' na salevat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.”(Ahzap:56) emrine bütün benliğimiz ve gönlümüzdeki VAR’ın sırrı ile bitmez tükenmez bir şekilde salat-ü selamlar olsun o kutlu nura.

Kıymetli gönüller, neyi nasıl anlatacağımın acizliği içersindeyim, şöyle ki, öyle bir gönülden bahsetmem gerekiyor ki ,
zahirde biliyor, tanıyor ve seviyoruz denilen, batını ise başta bu aciz olmak üzere bir çok gönlün bilmekten, tanımaktan ve hakkı ile sevmekten bihaber olduğu bir NUR’dan, öyle bir gönül ki BİR ve VAR olan HAKK o kutlu gönül için hadis-i kudsisin de “Sen olmasaydın felekleri yaratmazdım.” (K.Hafa) diye buyuruyor.

Feleklerin var olmasına sebep öyle kutlu bir gönül ki aslı nur, görünüşte ise nasipsiz gözlere beni adem. Bir nur ki karanlıklara bürünmüş olan alem onun nuru ile aydınlığa kavuşmuş, öyle bir nur ki aşığın, maşuğuna kavuşabilmesi için ona ihtiyaç var. Var olmak isteyen her gönlün varlık sebebi olan bir nur. İşte kıymetli gönüller, bu nur'dan bahsetmem gerekiyor
ama hakkı ile bu nuru anlata bilmek bu aciz’in haddi olmadığının bilincindeyim elbet. Bu güzide sitenin yetkilisi abim al kalemini eline acizliğini görsün bütün gönüller deyince ne yapalım büyüğümüz, başımız üstüne dedik haddimiz olmadığını da bilerek aldık kalemi elimize.

Anamız, babamız ve canımız yoluna kurban Sultanım bu karanlık diyarlardan bitmez tükenmez bir şekilde salet ve selamlar gönderiyoruz . Şunu da biliyoruz ki insanlık senin kutlu nuruna muhtaç bir halde ilahi hükmü bekler oldu alemde…

Kıymetli gönüller, Hakk ilahi kelamında “O kendiliğinden konuşmamaktadır. Onun konuşması, ancak kendisine bildirilen vahiyden başka bir şey değildir.”(Necm:3-4)
diye buyuruyor. Yıllardır okumaktan aciz olan bizlere Kur’an da varsa inanın, Kur’an da yoksa inanmak zorunda değilsiniz deniyor. Kimler tarafından, bizce asılları bilinen ama günümüzde aydın! olarak anılan cahiller tarafından. Bakınız lütfen, sultan ne buyuruyor asırlar öncesinden;

“ Sakın sizden birinizi emrettiğim veya nehyettiğim hususlardan biri kendisine ulaşınca, koltuğuna yaslanıp ‘Bilemiyorum! Biz Allah’ın kitabında ne bulursak ona uyarız.’ derken bulmayım.” (Tirmizi)derken bu günümüzde aydın! Olarak anılan bu cahillerin gözlerinin içine baktığı aşikardır. Bu beyanda o nurun bir mucizesi değil midir? Gören göz asırlar öncesinden bu günü görmüşte söylemiş, biz asl
olan söze başlayalım ...

Kıymetli gönüller, İslamiyet kapısından içeri adımımızı ata bilmemiz için ilk şart olan şahadet kelimesini; “Allah-u Teala’nın birliğine , ondan başka ibadete layık hiçbir mabud olmadığına ve Hazret-i Muhammed Aleyhisselam’ın da Allah’ın kulu ve peygamberi olduğuna kalp ile inanarak dil ile ikrar” gerekiyor. Sadece bu iki kelime “ İnanmak ve söylemek” söylüyoruz ama inandık mı , inandığını söyleyen milyonlarca insan bu kutlu nuru ne kadar bildi ki inandı! İnanan da öylesine inandı işte her kes inandım diyor ya, bizimde inanmamız gerektiği için inandık. Hakk buyruğunda “Habibim sen olmasaydın felekleri yaratmazdım.” diyor. Uğruna felekler yaratılan
ve Hakk’ın habibi olan gönlü ne kadar tanıyoruz, dostlar hep tanıdık deniyor. Allah aşkına var olan her şeyin varlık sebebi olan, bir nuru tanımayı iki kelime arasında kalan bir söz ile mi tanıdığımızı iddia ediyoruz.

Sultanım, affına sığındık kapını çaldık,

Kapının eşiğine koyulacak başımız var bizim…

Kıymetli gönüller, şu an resimde gördüğünüz kabir; “Allah’tan size bir nur gelmiştir.”(Maide:15) diye müjdelediği, habibinin ziyarete kapalı bulunan kabr-i şerifleridir. Ümmeti Muhammed’den kaç kişiye nasip olmuştur onu görmek acaba.

Kıymetli gönüller, bu yazıyı kaleme almamıza sebep olan , resimleri bu güzide siteye gönderen ve aşkın deryasında kulaç atmaya çalıştığına inandığımız değerli kardeşimizden Hakk razı olsun evvela...

Selam olsun kutlu mekanda ebedi olan sevdaya ,

Selam olsun kutlu mekanını paylaşan gönüllere,

Selam olsun kalabalıklarda hep yalnız olan hicranlı yüreklere,

Selam olsun. Selam olsun gönüldeki sultana dost!...

Bu öyle bir nur ki mutlak sevgi, mutlak itaat gerekmektedir. Bakınız ilahi hükümlerden birkaç tanesini paylaşalım siz kıymetli gönüllerle, umudum odur ki daha iyi ışık olacaktır bizlere:

“Resulüm! Onlara söyle: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabi olun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”(Al-i imran:31) Hakk’ın rızası, habibine sevdalanmakta, ona itaat etmekte elde edileceğini emir buyuruyor. Bir ve VAR olan Yüce Yaradan.

Resulullah (s.a.v) efendimiz ise şöyle buyuruyor:; “Hiçbir kimse ben kendisine babasından, evladından ve bütün insanlardan daha sevgili oluncaya
kadar kamil mümin olamaz.”(Buhari)

Bakınız ayet-i kerime de :“Allah’ı ve Peygamber’ini incitenlere, Allah dünyada da ahirette de lanet etmiştir. Onlara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.”(Ahzap:57) diye buyuruyor. Bu emirleri çoğaltmamız mümkündür. İlahi kelam bu emirlerle dolu, bakan göz önemli , bakacak ve görecek göz rabbim nasip etsin.Birde varlık sebepleri hep o kutlu gönlün süzgeciyle HAKK’a varmak olan ashap –Radıyallahu Anh- var ki, ışık tutmuşlar her biri ayrı ayrı bizlere sevdayı öğretmişler.

Kıymetli gönüller, bu acizin gönlünün dostu sohbetlerinin birinde şöyle anlatmış ashabın sevdasını bizlere, ışık olması umudu ile sizlerle bu kıssayı
paylaşmak istedim. Buyurun kulağımızı dostta verelim;

Herkes Peygamber –Sallallahu Aleyhi Vesellem-Efendimizi sevdiğini iddia edebilir. Gerçekte ise peygamber sevgisi kesin olarak itaat etme ve hiçbir surette muhalefet etmemekle gerçekleşir.

Hifa –Radıyalluhu Anha- , Ashab-ı kiramdan iffetli ve zengin bir hanımdı. Medine-i münevvere’de güzelliği ve ahlakı ile meşhurdu . Tevekkül sahibi, kazaya rıza gösteren ve Resulullah –Sallallahu Aleyhi ve sellem- Efendimiz’e ziyadesi ile bağlı olup, sözünden hiç çıkmayan bir sahabiye idi. Ahireti çok düşünüp aklından hiç çıkarmaz, onun için çalışır, Salih ameller işlemek için uğraşırdı.

Hifa –Radıyallahu
Anh- bir gün Resulullah –Sallallahu Aleyhi ve sellem- Efendimize gelerek: “Ya Resulullah! beni cennete götürecek bir iş bana öğret!”dedi. Bu arzu üzerine Resulullah –Sallallahu Aleyhi ve sellem- Efendimiz: “Önce bir erkekle evlenmen lazımdır. Bununla dininin yarısını emniyete alırsın.” buyurdu.

Bu emir üzerine:

“ Ya Resulullah! Dengim kim olabilir? Bana Habeşistan hükümdarı Melik Necaşi evlenme teklifinde bulundu. Fakat ben onun bu teklifini kabul etmeyip geri çevirdim. Hatta yüz deve ile pek çok ziynetler verende oldu. Onu da kabul etmedim. Bu gün ise kurtuluşun evlenmekte olduğunu buyuruyorsunuz.. Ya Resulullah ! Kimi beğenip uygun görürseniz , ben ona razıyım.” dedi.

Resulullah –Sallallahu Aleyhi Ve sellem- Efendimiz Hifa –Radıyallahu Anh-ya: “Yarın sabah mescide en önce kim gelirse onla evlen.” buyurdu.

Sonra Resulullah –Sallallahu Aleyhi ve sellem- Efendimiz Ashab-ı kirama: “Yarın sabah mescide kim en önce gelirse bu kadınla onu evlendireceğim.”buyurdu.
 

Ashab-ı kiram’ın hepsi bu duruma razı oldular. Allah-u Teala bunu işitenlere öyle bir uyku verdi ki biri hariç hiçbir sahabi erken uyanamadı.

Resulullah –Sallallahu Aleyhi ve sellem- Efendimiz ise ilk önce kimin geleceğini merakla bekliyordu. Birden bire Hazret-i Süheyb –Radıyallahu Anh-göründü.

Süheyb –Radıyallahu Anh- ; kimsesi olmayan, fakir, rengi siyaha yakın, görünüşü güzel olmayan, zayıf ve çelimsiz bir sahabe idi. Hifa –Radıyallahu Anh- ise son derece asil ve zengin idi. Resulullah –Aallallahu Aleyhi ve sellem- Efendimiz namazdan sonra , Hifa –Radıyallahu Anh-ı çağırdı ve durumu bildirdi. Hifa –radıyallahu anh- ise Allah-u
Teala’nın kazasına razı olduğunu, Resulullah –Sallallahu Aleyhi ve sellem- Efendimize arz etti. Bu durum üzerine , Resulullah –Sallallahu Aleyhi ve sellem- Efendimiz hutbe okudu, nikah akdi yapıldı ve akabinde şöyle buyurdu: “Ey Süheyb! Kalk bu hanımın için bir şey al!”

O ise; “Ya Resulullah! Dünyalık olarak bir dirhem gümüşüm bile yok!”diye karşılık verdi.

Bu arada Hifa –Radıyallahu Anh- emretti, on bin dirhem gümüşlük bir kese getirdiler, Süheyb –radıyallahu anh-a verdiler ve ona : “Git gerekli olanı al!” dediler.

Resullah –Sallallahu Aleyhi vesellem-Efendimiz de: “Ey Süheyb! Hanımının elini tut, onu evine götür.”buyurdu.
 

“Ya Resulullah ! Benim evim mesciddir, hangi eve götüreyim?”diye sordu.

Bunun üzerine Hifa –Radıyallahu Anh-şöyle cevap verdi:

“Konağımı sana bağışladım, oraya götürebilirsin.”

Resulullah –Sallallahu Aleyhi vesellem – Efendimiz bu duruma çok memnun oldu ve ikisine de dua etti. Ashab-ı kiramda bu hareketi çok övdüler ve Allah-u Tealaya hamd ettiler. Daha sonra konağa gidildi ve yemek yenildi. Yemek bittiğinde Hifa –radıyallahu anha-:

“Ey Suheyb! Bil ki, ben sana nimetim, sen bana mihnetsin. Sen bu nimete şükür, ben bu mihnete sabır için, gel bu geceyi ibadet ve taatle geçirelim. Sen şükür ediciler,
ben de sabır ediciler sevabına kavuşalım. Çünkü Resulullah –Sallallahu Aleyhi vesellem- Efendimiz:

‘Cennette yüksek bir çardak vardır. Bunda yalnız şükür edenler ve sabır edenler bulunur.’ buyurdu.

O gece ikisi de ibadet ile meşgul oldular. Cebrail Aleyhisselam, geceki durumlarından Resulullah –sallallahu aleyhi vesellem-Efendimizi haberdar etti. Cennet ve Cemal-i ilahi ile müjde verdi. Suheyb –radıyallahu anh- sabah mescide geldiğinde, Resulullah –sallallahu aleyhi vesellem- Efendimiz de buyurdu ki;

“Ey Suheyb! Geceki halini sen mi anlatırsın, ben mi söyleyeyim?”

“Siz söyleyin ya Resulullah!”diye cevap verdi.
 

Resulullah –sallallahu aleyhi vesellem- Efendimiz durumlarını ve ne yaptıklarını onlara bildirdi ve sonra şu müjdeyi verdi:

“Siz cennetliksiniz ve orada Allah-u Teala’yı göreceksiniz.”

Suheyb –radıyallahu anh- sevincinden ve cennette Allah-u Teala’yı görmek müjdesine kavuşmak şeklinden, başını secdeye koydu ve şöyle dua etti:

“YARABB’İ! EĞER BENİ MAĞFİRET ETMİŞSEN, GÜNAHLARA BULAŞMADAN RUHUMU AL!.”

Allah-u Teala onun duasını kabul ederek ruhunu secdede iken aldı. Ashab-ı kiram –radıyallahu anhüm- bu durumu görünce ağladılar.

Resulullah –sallallahu aleyhi vesellem- Efendimizde
buyurdu ki:

“Daha şaşılacak bir şey var. Hifa da şuanda ruhunu Allah’a teslim etti.”

İkisinin de namazını kıldılar. Her ikisini yan yana defnettiler. Başları ucuna iki tahta koydular. Bir tahtaya:

“Bu Allah-u Teala’nın nimetine şükür edenin kabridir.”

Diğerine ise: “Bu Allah-u Teal’nın mihnetine sabır edenin kabridir.”diye yazdılar.

Selam olsun sakınmak ve arınmak isteyen (müttaki) gönüllere,

Selam olsun her zaman Samed olan rabbe aşık olan boynu büküklere,

Selam olsun Hakk adına bütün varlıklardan boşanan nurlu yüzlere,

Selam olsun, selam olsun gönülde ki sır-a dost!...

Kıymetli gönüller işte sevda , işte itaat, işte şükür ve sabır. Kardeşimizin bizlerle paylaştığı bir diğer güzellik sakalı şerif hakkında.

Ebu Said –radıyallahu anh- buyurur ki:

“Resulullah –sallallahu aleyhi vesellem-i berber tıraş ederken gördüm. Sahabiler etrafını çevirmişlerdi. Berberin kestiği saçların bir tekinin bile yere düşmesini istemiyorlardı. Her düşen saç, daha yere inmeden birisinin avucuna düşüyordu.” (Buhari)

Bakınız bu aciz’in gönlünün sultanının bu konuda ki sohbetinin bir yerinde tam bu noktaya temas ederek neler buyuruyor;


“Resulullah –sallallahu aleyhi vesellem- Efendimizin aslı nurdur. Aslı nur olduğu için Allah-u Teala ve Tekaddes Hazretleri, onun vücudunu da nur yapmıştır. Sakal-ı şerif’i de nurdur, ne yanar, ne çürür.

Binaenaleyh onun her bir teli ümmet-i Muhammed için en büyük bir hediyedir. Çünkü nurdan bir zerredir.

Onlar onun bir kılını dahi en kıymetli bir şekilde ölünceye kadar sakladıkları gibi; nesline de, ümmet-i Muhammed’e de hediye bırakmışlardır. Bu sebepledir ki sakal-ı şerifler günümüze kadar gelmiştir.”

Kıymetli gönüller, BİR ve VAR olan Hakk’a emanet olun vesselam…

“Gül denir her güle amma , gül-i ziba başka,

Aşk denir her aşka ama, ALLAH aşkı başka.”

 

 

 

          Genel Başkan

"Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz"

 Özgeçmişi
 Konuşmaları
 Fotoğrafları
          Reisin Köşesi
"Fahrettin AKSU"
          Diriliş Vakti

          Unutmak İhanettir

          Bize Yazın
          Türk-İslam Ülküsü

          Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanırrahim



"Ey insanlar!

"Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım.

"İnsanlar!

"Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl
mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden
korunmuştur.

"Ashabım!

"Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O'da sizi yaptı olayı sorguya çekecektir. Sakin benden sonra eski
sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar,
bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.

"Ashabım!

"Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah
böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmutallib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir. Lakin
anaparanız size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.

"Ashabım!"

"Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen
kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia'nın kan davasıdır.

"Ey insanlar!"

"Muhakkak ki, şeytan su toprağınızda kendisine tapınmaktan tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.

"Ey insanlar!"

"Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah’ın
emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah’ın emriyle helal kildiniz. Sizin kadınlar üzerinde
hakkiniz, kadınların da sizin üzerinizde hakki vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkinizi; yatağınızı hiç
kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer
gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onların yataklarında yalnız
bırakmanıza ve daha olmasıza hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki
hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

"Ey mü’minler!"

"Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah’ın kitabi
Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin (a.s.m) sünnetidir.

"Mü’minler!"

"Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman’ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar
kardeştirler. Bir Müslüman’a kardeşinin kani da, mali da helal olmaz. Fakat malini gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır.

"Ey insanlar!"

"Cenabı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanin mirastan hissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet
etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır.
Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan köle, Allah’ın, meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın. Cenabı Hak, bu gibi insanların ne tövbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

"Ey insanlar!"

"Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahin da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır.
"Azası kesik siyahî bir köle basınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah’ın kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz.
"Suçlu kendi sucundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun sucu üzerine, oğlu da babasının sucu üzerine suçlanamaz.
"Dikkat ediniz! Su dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız:
Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız.
Allah’ın haram ve dokunulmaz kıldığı cani, haksiz yere öldürmeyeceksiniz.
Zina etmeyeceksiniz.
Hırsızlık yapmayacaksınız..
"İnsanlar Lâilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri
zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allah'a aittir.

"İnsanlar!"

"Yarin beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?"
Saheb-i Kiram birden söyle dediler:
"Allah’ın elciliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatte bulundunuz, diye şahadet ederiz!"
Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) şahadet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve söyle buyurdu:


"Şahit ol, yâ Rab!

Şahit ol, yâ Rab!

Şahit ol, yâ Rab!"

 

 


          Hava Durumu
Hava Durumu

Sitene Ekle...

          Şehitler Ölmez