Hareketin Kalbi   

Ana Sayfa     Vizyonumuz    Misyonumuz    Biz Kimiz?    İletişim  

          Atatürk
"Sahip Olduğun Kudret Damarlarındaki Asil Kandadır"
 Hayatı
 10. Yıl Nutku
 Gençliğe Hitabe
 Resimleri
 Özlü Sözleri
          Davamız
 Ana Sayfa
 Alperence
 Ülkümüz
 Faaliyetlerimiz
 Bizim Ocak
 Üniversiteli Alperenlerimiz 
Tüm Ocak Linkleri
 
Tüm BBP Linkleri
 Ocak Adresleri
 BBP İl İlçe Adresleri
          İslam
 Peygamberler
 Eshab-ı Kiram
 İslam Tarihi
 İslami Hikayeler
 Tasavvuf
 Kutbu Sitte
 Kuran Dinle
 40 Hadis
 Dini Bilgiler
 
Hatim
          Ecdadımız
 Osmanlı Tarihi
 Selçuklu Tarihi
 İslam Öncesi Türkler
 Cumhuriyet Dönemi
 Kahraman Türk Kadınları
 Nevruz
 Türkler ve İslam
 Türk Töresi
 Din ve Ahlak
 Türk Soyu
 Ata Korkut
 Oğuz Kağan Duası
 Turan Duası
          Türkler
 Türk Dünyası
 Özerk Türkler
 Turaneli
 Türk Bayrakları
 Eski Devlet Bayrakları
          Mücadele
 Çeçenistan
 Doğu Türkistan
 Filistin
 Irak
          Multimedia
 Duvar Kağıtları
 Videolar
 Animasyonlar
 Kitap Oku
 Müzik/MP3
 Konuk Defteri
 Şairler/Şiirler
          Eğlence
 Duvar Yazıları
 Hazır Cevaplar
 Gazeteler
 Sözlükler
 Sağlık
 Güzel Sözler
          Esmaul Hüsna


"O, yaratan, var eden, sekil veren Allah'tir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun sanini yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.(Hasr-24)"


ALLAH
(Varligi zorunlu olan ve bütün övgülere layik bulunan zatin özel ve en kapsamli adi)


RAHMÂN
(Bagislayan, esirgeyen)


RAHÎM
(Aciyan, esirgeyen)


MELIK
(Görünen ve görünmeyen alemlerin sahibi)


KUDDÛS
(Her eksiklikten münezzeh)


SELÂM
(Esenlik veren)


MÜ'MIN
(Güven veren, vaadine güvenilen)


MÜHEYMIN
(Kainatin bütün islerini gözetip yöneten)


AZÎZ
(Yenilmeyen yegane galip)


CEBBÂR
(Iradesini her durumda yürüten, yaratilmislarin halini iyilestiren)


MÜTEKEBBIR
(Azamet ve yüceligini izhar eden))


HÂLIK
(Takdirine uygun bir sekilde yaratan)


BÂRI'
(Bir model olmaksizin canlilari yaratan)


MUSAVVIR
(Sekil ve özellik veren)


GAFFÂR
(Daima affeden, tekrarlanan günahlari bagislayan)


KAHHÂR
(Yenilmeyen, yegane galip)


VEHHÂB
(Karsilik beklemeden bol bol veren)


REZZÂK
((Bedenlerin ve ruhlarin gidasini yaratip veren)


FETTÂH
(Iyilik kapilarini açan, hakemlik yapan)


ALÎM
(Hakkiyla bilen)


KÂBID
(Rizki tutan, canlilarin ruhunu alan)


BÂSIT
(Rizki genisleten, ruhlari bedenlerine yayan)


HÂFID
(Alçaltan, zillete düsüren)


RÂFI'
(Yücelten, izzet ve seref veren)


MUIZ
(Yücelten, izzet ve seref veren)


MÜZIL
(Alçaltan, zillet veren)


SEMI'
(Isiten)


BASÎR
(Gören)


HAKEM
(Son hükmü veren)


ADL
(Mutlak adalet sahibi, asiriliga meyletmeyen)


LATÎF
(Yaratilmislarin ihtiyacini en ince noktasina kadar bilip sezilmez yollarla karsilayan)


HABÎR
(Her seyin iç yüzünden haberdar olan)


HALÎM
(Acele ile ve kizginlikla muamele etmeyen)


AZÎM
(Zatinin ve sifatlarinin mahiyeti anlasilamayacak kadar ulu)


GAFÛR
(Bütün günahlari bagislayan)


SEKÛR
(Az iyilige çok mükafat veren)


ALÎ
(Izzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, askin)


KEBÎR
(Zatinin ve sifatlarinin mahiyeti anlasilamayacak kadar ulu)


HAFÎZ
(Koruyup gözeten ve dengede tutan)


MUKÎT
(Bedenlerin ve ruhlarin gidasini yaratip veren, bilip gücü yeten ve koruyan)


HASÎB
(Kullarina yeten, onlari hesaba çeken)


CELÎL
(Azamet sahibi)


KERÎM
(Fazilet türlerinin hepsine sahip)


RAKÎB
(Gözetleyip kontrol eden)


MÜCÎB
(Dileklere karsilik veren)


VÂSI'
(Ilmi ve merhameti herseyi kusatan)


HAKÎM
(Bütün emirleri ve isleri yerli yerinde olan)


VEDÛD
(Çok seven, çok sevilen)


MECÎD
(Sanli, serefli)


BÂIS
(Ölümden sonra dirilten)


SEHÎD
(Her seyi gözlemis olarak bilen)


HAK
(Fiilen var olan, mevcudiyeti ve uluhiyyeti gerçek olan)


VEKÎL
(Güvenilip dayanilan)


KAVÎ
(Her seye gücü yeten, kudretli)


METÎN
(Her seye gücü yeten, kudretli)


VELÎ
(Yardimci ve dost)


HAMÎD
(Övülmeye layik)


MUHSÎ
(Her seyi tek tek ve bütün ayrintilariyla bilen)


MÜBDI'
(Ilkin yaratan)


MUÎD
(Tekrar yaratan)


MUHYÎ
(Can veren)


MÜMÎT
(Öldüren)


HAY
(Ebedi hayatta diri)


KAYYÛM
(Her seyin varligi kendisine bagli olup kainati idare eden)


VÂCID
(Diledigini diledigi zaman bulan bir müstagni)


MÂCID
(Sanli, serefli)


VÂHID
(Bölünüp parçalara ayrilmamasi ve benzerinin bulunmamasi anlaminda tek)


SAMED
(Arzu ve ihtiyaçlari sebebiyle herkesin yöneldigi ulular ulusu bir müstagni) 


KÂDIR
(Her seye gücü yeten, kudretli)


MUKTEDIR
(Her seye gücü yeten, kudretli)


MUKADDIM
(Öne alan)


MUAHHIR
(Geriye birakan)


EVVEL
(Varliginin baslangici olmayan)


ÂHIR
(Varliginin sonu olmayan)


ZÂHIR
(Varligini ve birligini belgeleyen birçok delilin bulunmasi açisindan asikar)


BÂTIN
(Zatinin görülmesi ve mahiyetinin bilinmesi açisindan gizli)


VÂLÎ
(Kainata hakim olup onu yöneten)


MÜTEÂLÎ
(Izzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, askin)


BER
(Iyilik eden, vaadini yerine getiren)


TEVVÂB
(Kullarini tövbeye sevkeden ve tövbelerini kabul eden)


MÜNTAKIM
(Suçlulari cezalandiran)


AFÜV
(Hiçbir sorumluluk kalmayacak sekilde günahlari affeden)


RAÛF
(Sefkatli)


MÂLIKÜ'L-MÜLK
(Mülkün sahibi)


ZÜ'L-CELÂLI ve'l-IKRAM
(Azamet ve kerem sahibi)


MUKSIT
(Adaletle hükmeden)


CÂMI'
(Toplayip düzenleyen, kiyamet günü hesaba çekmek için mahlukati toplayan)


GANÎ
(Her seyden müstagni, kendi disinda her sey O'na muhtaç)


MUGNÎ
(Zenginlik verip tatmin eden)


MÂNI'
(Dilemedigi seyin gerçeklesmesine müsaade etmeyen, kötü seylere engel olan)


DÂR
(Zarar veren)


NÂFI'
(Fayda veren)


NÛR
(Nurlandiran, nur kaynagi)
 
 


HÂDÎ
(Yol gösteren, murada erdiren)


BEDÎ'
(Esi ve örnegi olmayan, sanatkarane yaratan)


BÂKÎ
(Varliginin sonu olmayan)


VÂRIS
(Varliginin sonu olmayan)


RESÎD
(Bütün isleri isabetli ve hedefine ulasici, irsad edici)


SABÛR
(Çok sabirli)


©TRNuke.net

ALLAH c.c En Güzel Isimleri 

          Arama Motoru
          Çanakkale

Çanakkale Geçilmez

1. BÖLÜM
2. BÖLÜM
3. BÖLÜM
4. BÖLÜM
5. BÖLÜM
6. BÖLÜM
7. BÖLÜM

          Zindanlar
Giriş İçin
VAR OLACAĞIZ EYLÜLLERE RAĞMEN

          Şehitlerimiz

Giriş İçin
NE SİZLERİ UNUTTUK NEDE KAHPE EYLÜLLERİ

          Unutmadık
        Dokunma Bayrağıma
          Mevlana
          Türkiyem
        Ayasofya Alperenleri
          Protesto Ediyoruz
          Tarihte Bugün
          Reklam Alanı
          Destekleyenler

ALPEREN OCAKLARI TEŞKİLAT SİTELERİ

ALPEREN OCAKLARI GENEL MERKEZİ

İZMİR ALPEREN OCAKLARI

İSTANBUL ALPEREN OCAKLARI-1

İSTANBUL ALPEREN OCAKLARI-2

ANKARA ALPEREN OCAKLARI

ERZURUM ALPEREN OCAKLARI

BOZKIR ALPEREN OCAKLARI

MUŞ ALPEREN OCAKLARI

SİNCAN ALPEREN OCAKLARI

GEBZE ALPEREN OCAKLARI

SAMSUN ALPEREN OCAKLARI

ŞARKIŞLA ALPEREN OCAKLARI

SAMSUN ALPEREN OCAKLARI

GÜRÜN ALPEREN OCAKLARI

ALPERENLER

SULTANBEYLİ ALPEREN OCAKLARI

HATAY ALPEREN OCAKLARI

NİĞDE ALPEREN OCAKLARI

TAVŞANLI ALPEREN OCAKLARI

AYDIN ALPEREN OCAKLARI

BEYKOZ ALPEREN OCAKLARI

TURANELİ

ALPEREN TÜRK

YALOVA ALPEREN OCAKLARI

ANTALYA ALPEREN OCAKLARI

APERENLER ŞAHSİ SİTE

ALPEREN GENÇLİK 27

RADYO ALPERENCE

ALPERENCE

ELAZIĞ ALPEREN OCAKLARI

KÜÇÜKÇEKMECE ALPEREN OCAKLARI

TOKAT ALPEREN OCAKLARI

BUCA ALPEREN OCAKLARI

TRABZON ALPEREN OCAKLARI

DENİZLİ ALPEREN OCAKLARI

KOCAELİ ALPEREN OCAKLARI-1

KOCAELİ ALPEREN OCAKLARI-2

DÜZCE ALPEREN OCAKLARI

ESENLER ALPEREN OCAKLARI-2

ÇERKEZKÖY ALPEREN OCAKLARI-2

ÇERKEZKÖY ALPEREN OCAKLARI-1

ÜMRANİYE ALPEREN OCAKLARI

ESKİŞEHİR ALPEREN OCAKLARI

MERSİN ALPEREN OCAKLARI

UŞAK ALPEREN OCAKLARI-2

KÜTAHYA ALPEREN OCAKLARI

SİVAS ALPEREN OCAKLARI

BURSA ALPEREN OCAKLARI

ALPERENCE HOSTİNG

BAĞCILAR ALPEREN OCAKLARI

GAZİ ÜNİVERSİTE TEŞKİLATI

GAZİOSMANPAŞA ALPEREN OCAKLARI-1

GAZİOSMANPAŞA ALPEREN OCAKLARI-2

UŞAK ALPEREN OCAKLARI ÜNİVERSİTE TEŞKİLATI

KAYSERİ ALPEREN OCAKLARI

BERLİN ALPEREN OCAKLARI

UŞAK ALPEREN OCAKLARI

MANİSA ALPEREN OCAKLARI

MİLLİYETÇİLER

MİLLİ OCAK

ÜNİVERSİTELİ ALPERENLER

DANİMARKA ALPEREN OCAKLARI

TÜRKİSTAN ALPEREN OCAKLARI

TÜRKİSTAN ALPEREN OCAKLARI-2

AVRUPA TÜRK BİRLİĞİ

AHMET YENİLMEZ

HASAN SAĞINDIK

BBP TEŞKİLAT SİTELERİ

BBP GENEL MERKEZ

BBP ESENLER İLÇE TEŞKİLATI

BBP SİNOP İL TEŞKİLATI

BBP İSTANBUL İL TEŞKİLATI

BBP İZMİR İL TEŞKİLATI

BBP ANKARA İL TEŞKİLATI

BBP GEBZE İL TEŞKİLATI

BİZİM WEBMASTER İÇİN

BİZİM WEBMASTER

ŞAHSİ ALPEREN SİTELERİ

OKAN YETGİN (BLOG)

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-1

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-2

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-3

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-4

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-5

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-6

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-7

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-8

NEVRUZ

 

        

   Nevruz-1     I       Nevruz-2      I      Nevruz-3 




 

TÜRK DESTANLARI'NDA NEVRUZ


 

Destanlar, milletlerin din, fazilet ve millî kahramanlık maceralarının şiirleşmiş hikâyeleridir. Destanlar, bir milletin bütün varlığını ifade ederler. Gerek tarih, gerek fikir ve sanat bakımından büyük değer taşırlar. Destanlar tarihi aydınlatarak fikir ve sanat hayatına kaynak olurlar. Tarihleri bilinemeyecek kadar eskilere uzanan milletlerin ilk çağlarını bize bir takım mitolojik menkıbeler halinde anlatırlar. Bunlar gerçek olmasalar, hatta gerçeğe uymasalar bile, milletlerin kendi millî mazileri hakkında neler bilip neler düşündüklerini haber vermek bakımından önem taşırlar. Ancak destan, tarih demek değildir. Kökü tarihe dayanan, ilhâmını tarihten alan bir halk
edebiyatı verimidir. Bazı milletler, millî mizaçları gereğince, destanlarında tarih gerçeklerinden uzaklaşmaz ve halk diliyle söylenmiş birer tarih gibi, destanlarını tarihe uyan bir ifade ile söylerler. Türk Milleti'nin destanlarında bu vasıflar üstündür.


 

Türk destanlarının İslâmiyetten önce de, İslâmî devirde de öz bakımından aynı karakteri göstermeleri; İslâmî devirdeki Türk destanlarının, sadece değişen bir medeniyet ve yeni bir kültür anlayışının icabı olan değişikliklerin dışında bir farklılık getirmemesi, bütünlüğün bozulmamış olması destanlarımızın özelliklerindendir. Çeşitli ve farklı devirlere ait olmasına rağmen Türk destanları hiçbir zaman dağınık ve birbirlerinden uzak bir halde değildirler. Bu destanlar farklı zaman dilimlerinde hep aynı ülkünün peşindedirler: Dünya yaratılmıştır "Yaratılış Destanı"; insanların çoğalması için "Türeyiş Destanı". Çoğalan insanlar nereye sığar dersek göç başlar "Göç Destanı".
Varılan ilde bazen de yok olma belası ile karşılaşılır. İşte bu anda "Bozkurt Destanı" doğar. Oğuz Kağan Destanı, bu yeniden dirilen milletin gelişmesi ve yayılışıdır. Ancak su uyur da düşman uyumaz. O zaman Türk, kabuğuna çekilir güç toplar. Şu Destanı ve Ergenekon destanı, bu ebedî gücün toplanışıdır.


 

Toprağın önce yağmur sularıyla sulanarak ardından da karın beyaz örtüsü altında kısa bir ölüm uykusuna yatıp ilkyaz ile yeniden doğması , Türk destanları içinde karşılığını Ergenekon'da bulmuştur. Nevruz kutlamalarının bir diğer adı da "Ergenekon Bayramı"dır. Bu isim geçmişten günümüze kadar hâlen çeşitli Türk boyları arasında canlılığını koruyor. Bu bayram aynı zamanda milletin destanların gücüyle birbirlerine olan güven bağını güçlendiriyor. Ergenekon da böyle bir gelenektir. Ebulgazi Bahadır Han'ın Şecere-i Türk'ünde naklettiği Ergenekon menkıbesi eski Çin kaynaklarının verdiği tarihî olayların bir yankısıdır. 400 yıl dört tarafı yüksek dağlarla çevrili bir vadide kalan
Türk'ün yaşama kavgasıdır. Ergenekon'dan bir bahar günü tekrar ata yurduna döndüğünde hürriyetini, istiklâlini tekrar kazanmış dosta, düşmana Türk'ün varolduğunu tekrar duyurmuştur. İşte o gün 21 Mart günü, "İstiklâlin kazanıldığı" kurtuluş günü Türkler'de bir geleneğin doğmasına sebep olmuştur. Türk milleti için bu derecede önem kazanan destanı her Türk genci çok iyi bilmelidir. Çünkü geçmişten günümüze kalan bu miras, karşımıza aldatıcı maskelerle çıkacak farklı iddialara doğru cevaplar vermemize yardımcı olacaktır.


 

Bu destan, Gök Türkler'in en büyük destanıdır. Türk destanları arasında müstesna ve çok mühim bir yeri vardır. Destana göre Ergenekon, Türklerin yüzyıllarca çift sürerek, av avlayarak, maden işleyerek yaşayıp çoğaldıkları; etrafı aşılmaz dağlarla çevrili, mukaddes bir toprağın adıdır. Ergenekon Destanı, çoğu kaynaklara göre Büyük Hun Devleti döneminde teşekkül etmiştir. Hatta, ÇianKen'in M.Ö. 119 yılında, Çin imparatoruna sunduğu bir raporda, bu destandan söz ettiği bilinmektedir. Ergenekon Destanı ile Gök Türkler'in tarihi arasında açık benzerlik vardır. Herşeyden önce Hun birliğinin dağılışından Gök Türk devletinin kuruluşuna kadar geçen 450 yıllık zamanla, destandaki
400 yıl birbirine çok benzemektedir. Büyük Hun birliğinin Çinlilerle birleşen bozguncu boyların hücumu ile dağılıp yok oluşu sırasında Altay Dağları çevresine göçen Gök Türkler'in hikâyesi, destanda Kayıhanlı ve Dokuz Oğuzların göçü olarak anlatılır. Ergenekon Destanı; bir bakıma, Gök Türkler'in doğuş destanıdır. Bu destan ilk defa 13. Asırda tarihçi Reşîdüddin tarafından yazıya geçirilmiştir. Yazarın "Câmiü't-Tevârih" adlı kitabına kaydettiği bu rivayet, Farsça yazılmıştır.


 

Destanların milletlerin şekillenmesinde önemli bir yere sahip olduğundan bahsetmiştik. Özellikle son yıllarda, Doğu ve Güneydoğu Anadolulu bir kısım kişiler Ergenekon destanında yansımaları olan Nevruz bayramını vesile ederek bölücülüğe yeltenmektedirler. Aslında Türk'ün dirilişinin ve milliliğinin ifadesi olan Nevruz'u Kürt bayramı gibi tanıtmaktadırlar. Bu iddialarında ise delil olarak "Demirci Kava Destanı"nı esas almaktadırlar. Onlara göre bu günde (21 Mart'ta) Demirci Kava'nın önderi olduğu Kürtler Dahhak'a karşı ayaklanarak istiklâllerine kavuşmuşlardır. Bu iddialarını sabitleştirmek için bazı piyesler de kaleme almışlardır. Mesela Kemal Burkay imzasıyla yayınlanan "Dehak'ın
Sonu" bunun bir örneğidir. Bu destan Ergenekon Destanı ile paralel olarak düşünülerek Kürtlerin doğuşu için bir kaynak olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Kava Destanı'nın Ergenekon Destanı'nın değişik bir rivayeti olduğuna ise hiç dikkat çekilmemektedir. Ayrıca bu destanın bir benzerine de Dede Korkut'taki "Basat'ın Tepegöz'ü öldürdüğü Destan"da rastlıyoruz. Ergenekon Destanı'nın 13. Yüzyılda ilk defa Farsça olarak yazıya geçirildiğinden bahsetmiştik. Kava Destanı ile ilgili ilk yazılı rivayet Firdevsî'nin "Şehnâme"sinde ve Şeref Han'ın "Şerefnâme"sinde yine Farsça olarak yazılıdır.


 

Peki Firdevsî kimdir? Şehnâme'yi niçin yazmıştır? Ve nasıl olur da kaynağını ancak XI. Yüzyıla indirebildikleri bir destan parçası ile Nevruz bayramı özdeşleştirilebilir? Bu soruların cevaplarını tarihin yazılı kayıtlarında kolayca bulabiliyoruz. Firdevsî dağılmaya yüz tutan Fars birliğini yeniden bir araya getirmek için, otuz yıl emek vererek manzum bir eser yazar. Bu eser Şehnâme (Şahnâme) adını taşır. Altmış bin beyit tutarındaki bu eser, İran'ın milli destanı olarak kabul edilir. Defalarca yayınlanır ve kısa zamanda dünyanın sayılı klasikleri arasına girer. Şehnâme'deki mücadele dışa dönüktür. Firdevsî, eserini bir çok tarihî olaya, efsane, menkıbe, rivayet ve hayal
unsuru motiflerle süsleyerek, Fars ırkının, Arap ve daha ziyade Türk ırkından üstün bir ırk olduğunu ispatlamaya çalışır. Bu destanda mücadelenin büyük bir bölümü Türkler'e karşı verilmiştir. Nitekim bu durum, Türklerin "Buku" veya "Buka Han" dedikleri "Alp Er Tunga" destanda "Afrasyab (Efrasiyab)" adıyla karşımıza çıkar; İran Şahı Keyhüsrev tarafından tuzağa düşürülerek, hile ile öldürülür. Onun ölümüyle birlikte Farslar kendilerine göre dolayısıyla büyük bir belâdan kurtulmuş olurlar. Bu günü kurtuluş günü kabul edip, bayram yaparlar. Bu bayram bildiğimiz Nevruz bayramından başka bir şey değildir. Daha sonraki asırlarda tarihe mal edilecek olan Kava ve Dahhak gibi şahısların varlığı da
yine bu eserdeki efsanelerden kaynaklanır.


 

Böylece Firdevsî Nevruz'u İran geleneğine bağlamaya çalışır. Ancak onun kaynağının tarihi ancak XI. Yüzyıla kadar inebilmektedir. Ayrıca Kava Destanı, Türk destanları ile çok benzerlikler göstermekte ortak noktalar taşımaktadır.


 

Her iki destanda; müşterek olup önemli yer tutan unsurlar, şöyle gösterilebilir:


 

Çadır hayatı

Düşman saldırısı

Esaret

Esaretten kurtulmak

Dağlara sığınmak

Hayvan beslemek

Çoğalmak

Demircilik sanatı

Ateş yakmak

Yayılmak, göç etmek

Bayrak dalgalandırmak

Yeni bir hükümdarın başa geçmesi

Düşmandan intikâm almak

Huzura kavuştukları günü "bayram" olarak kutlamak.


 

Gerek Demirci Kava, gerekse Ergenekon Destanı'ndaki ortak noktalar içinde özellikle "Demircilik sanatı" üzerinde durulması gereken önemli bir konu olarak dikkatimizi çekmektedir. Bilindiği üzere demirin Türk kültür ve medeniyeti tarihindeki yeri, çok eskilere dayanmaktadır. En aşağı, M.Ö. 1400'lerde Altay'ların batısında bol miktarda demir elde edilmekte olduğunu söyleyen W. Ruben; "tarihî vesikalara dayanarak bu eski Türk sahasını demir kültürünün doğduğu yer kabul etmekte zaruret vardır." Demektedir.


 

M.Ö. 1022 yılına ait kayıtta, "lüks kılıç" anlamında bir "kingluk" kelimesi, "Hunların eski ecdadının sözü' olmak üzere M.Ö. 47 yılında yazılan bir Çin kaynağında zikredilmiştir. Fr. Hirt, bu sözü Türkçe'de "iki yüzlü bıçak" anlamında, bugün dahi kullanılan "kingirlik" kelimesi ile birleştirmiş ve bunu "tarihte kayıtlı en eski Türkçe kelime" olarak kaydetmiştir. Gök Türkler sahasından İran sahasına, mesela Horasan'a "demir levhalar', "karaçori' ve "bilgatekinî" denilen güzel kılıçların ihraç olunduğu bilinmektedir. İran destanı bile, Türkleri en eski zamanlardan beri bir "çeliğe bürünmüş" millet olarak anlatır. Ergenekon Destanı'nın en önemli motiflerinden biri de,
kuşkusuz bu "demircilik geleneği'dir. Oğuz Kağan Destanı'nda; "canavar geyik yedi, ayı yedi. Çıdam onu öldürdü. Demir olduğundandır" diyen Türkler, insanı başka mahlûklara ve başka insanlara hâkim kılan silahın kıymetini elbette çok iyi biliyorlardı.


 

Gök Türkler'in demirden bir dağ eritmeleri, bunu yapan kahramanlarını da "demirci" sözüyle ebedîleştirmeleri bu yüzden önemlidir. O kadar ki Türkler, bu günü bayram bilmiş; Ergenekon'dan çıktıkları günün yıldönümlerini tiyatroyu andırır temsilî törenlerle kutlamışlardır. Bu törenlerde, ocakta kızdırılmış demirleri örs üstüne koyup iri çekiçle döverek asırlarca Avar'lara silah yapan ve bu silahlarıyla Türk illerinde büyük hakimiyet kuran atalarını, hep saygıyla anmışlardır. Nitekim, birçok Türk boyları demiri mukaddes saymışlar, üzerine and bile içmişlerdir. Arapların "hakiki Türk" dedikleri Hakanlı Türkler, kendilerini soy itibarıyla bir "demirci millet" olarak tanımışlar,
hükümdarları demirciliği kutlamışlar ve demircilik sayesinde esaretten ve zulmetten kurtulduklarına inanmışlar, onlara Çinliler de Cucen (Avar)lerin demircileri demişlerdir. Gök Türk devletini kuran Bumin Kağan ile İstemi Kağan "demirci" idi. Özbek Türkleri'nin şahları arasında da demirciler vardır.


 

Yukarıdan itibaren vermiş olduğumuz bu bilgiler ışığında Kürtleri Dahhak'ın zulüm ve esaretinden kurtaran Kava'nın da bir "demirci" olması, bu bakımdan önemlidir. Kava, sıradan bir demirci değil, tıpkı Gök Türkler'de olduğu gibi, demirden savaş araç ve gereçleri yapan bir sanatkârdır. Kava'nın kimliği hakkında Ferhengi Ziya/Gencine-i Güftar'da bu yönde bilgiler verilir. Bu isme ilk defa İranlı Firdevsi'nin "Şehnâme"sinde rastlanmıştır. Ondan önceki eserlerde bu isim yoktur. Şehnâme'de Kava'nın kimliği ve milliyeti hakkında hiçbir bilgi verilmediği halde bir takım Kürt kaynakları bu kahramanı sahiplenerek kendilerine uydurma bir tarih oluşturmaya çalışmaktadırlar. Ancak bu
konuyla ilgili ilmî bilgiler de mevcuttur. Arthur Christensen'in öne sürdüğü iddia bir hayli ilgi çekicidir. Ona göre, Kava, Sasanîler (M.S. 226-642) döneminde ortaya çıkmıştır. Kava'nın adı bu devirde duyulmaya başlamış ve Dahhak Efsanesi'ne dahil edilmiştir. A. Christensen'in görüşü aslında bir gerçeği ifade etmektedir. Bu da şudur ki, Demirci Kava, Gök Türkler devrinde yaşamıştır. Bu bilgilere göre Demirci Kava'nın İran soyundan değil, Türk soylu bir kahraman olduğu ortaya çıkmaktadır. Kava, İran-Turan (Türk) savaşlarına sahne olan bir coğrafyada, zulme ve zorbalığa karşı direnen ve başkaldıran bir önderdir. Her iki destan da aynı coğrafyada kaleme alınmış, aşağı yukarı aynı asırlarda
derlenmiş ve her ikisi de zamanın geçerli yazı dili olan Farsça ile yazılmıştır. Motifler hep aynıdır.


 

Aslında, Ergenekon Destanı, çok daha gerilere dayanmaktadır. Hunlar devrindeki bazı Çin kaynakları Ergenekon Destanı'ndan haberler vermektedir. Bu bilgilere dayanarak Demirci Kava'nın yaşadığı devri Hun'lar çağı olarak düşünebiliriz. Hun Türkleri'nin bir kahramanı olarak Kava, Türk boyları ve kavimlerinin muhayyilesinde hep canlı olarak yaşamış ve unutulmamıştır. Bu düşünceyi kuvvetlendiren bir diğer kaynak ise Hunlara ait Oğuz Kağan Destanı'nda, "Tömürdü Kağul" adı ile karşımıza çıkan kahramanda şekillenir. Destana göre; Oğuz Kağan, Çürçet Kağan üzerine yürürken, yolda bir ev görmüştü. Bu evin duvarları altından, pencereleri gümüşten, çatısı ise demirdendi. Bu demir
çatıyı ancak, Oğuz ordusundaki Tömürdü Kağul adlı bir "demirci" açmıştı. "Tömür", "demir", "tömürdü" demirci demektir. Tömürdü Kağul da, Demirci Kağul anlamındadır.


 

Günümüze kadar gelebilmiş destan parçalarından hareketle Nevruz hakkında ortaya atılan iki görüşe rahatça cevap verebiliyoruz. Bu görüşlerden birincisi; Türklerde bahar bayramı (Nevruz), bilinebilen en eski zamandan beri Türklerin bayramıdır ve onlar vasıtasıyla bütün Asya'ya ve Avrupa'ya (Avrasya) yayılmıştır. İkinci görüş; bu bayram İran menşelidir, eski İran efsaneleriyle bağlantılıdır. Her iki görüşe Prof. Dr. Reşat Genç'in sözleriyle cevap vermek yerinde olacaktır: "Eğer İran'da da, Hunlarda olduğu gibi milattan önceki yıllarda Nevruz bayramı olsaydı, milattan sonra XI. yüzyıla gelmeden önceki İran metinlerinde de bunların izlerinin bulunması gerekmez miydi?"


 


 

 

          Genel Başkan

"Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz"

 Özgeçmişi
 Konuşmaları
 Fotoğrafları
          Reisin Köşesi
"Fahrettin AKSU"
          Diriliş Vakti

          Unutmak İhanettir

          Bize Yazın
          Türk-İslam Ülküsü

          Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanırrahim



"Ey insanlar!

"Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım.

"İnsanlar!

"Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl
mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden
korunmuştur.

"Ashabım!

"Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O'da sizi yaptı olayı sorguya çekecektir. Sakin benden sonra eski
sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar,
bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.

"Ashabım!

"Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah
böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmutallib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir. Lakin
anaparanız size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.

"Ashabım!"

"Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen
kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia'nın kan davasıdır.

"Ey insanlar!"

"Muhakkak ki, şeytan su toprağınızda kendisine tapınmaktan tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.

"Ey insanlar!"

"Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah’ın
emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah’ın emriyle helal kildiniz. Sizin kadınlar üzerinde
hakkiniz, kadınların da sizin üzerinizde hakki vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkinizi; yatağınızı hiç
kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer
gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onların yataklarında yalnız
bırakmanıza ve daha olmasıza hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki
hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

"Ey mü’minler!"

"Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah’ın kitabi
Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin (a.s.m) sünnetidir.

"Mü’minler!"

"Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman’ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar
kardeştirler. Bir Müslüman’a kardeşinin kani da, mali da helal olmaz. Fakat malini gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır.

"Ey insanlar!"

"Cenabı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanin mirastan hissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet
etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır.
Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan köle, Allah’ın, meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın. Cenabı Hak, bu gibi insanların ne tövbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

"Ey insanlar!"

"Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahin da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır.
"Azası kesik siyahî bir köle basınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah’ın kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz.
"Suçlu kendi sucundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun sucu üzerine, oğlu da babasının sucu üzerine suçlanamaz.
"Dikkat ediniz! Su dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız:
Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız.
Allah’ın haram ve dokunulmaz kıldığı cani, haksiz yere öldürmeyeceksiniz.
Zina etmeyeceksiniz.
Hırsızlık yapmayacaksınız..
"İnsanlar Lâilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri
zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allah'a aittir.

"İnsanlar!"

"Yarin beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?"
Saheb-i Kiram birden söyle dediler:
"Allah’ın elciliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatte bulundunuz, diye şahadet ederiz!"
Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) şahadet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve söyle buyurdu:


"Şahit ol, yâ Rab!

Şahit ol, yâ Rab!

Şahit ol, yâ Rab!"

 

 


          Hava Durumu
Hava Durumu

Sitene Ekle...

          Şehitler Ölmez

ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ

1. BÖLÜM
2. BÖLÜM
3. BÖLÜM
4. BÖLÜM
5. BÖLÜM

          Namaz Vakti