|
| |
ALLAH c.c En Güzel Isimleri
|
|
|
|
|
|
Giriş İçin
NE SİZLERİ UNUTTUK NEDE KAHPE EYLÜLLERİ
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
OSMANLI TARİHİ |
OSMANLI İMPARATORLUĞU
Anadolu(Türkiye)
Selçuklularının 1308 yılında ortadan kalkmasıyla beraber, özellikle Batı
Anadolu'daki beylikler arasında, Türk birliğini yeniden tesis etmeyi
amaçlayan mücadeleler kızışmış idi. İşte bu mücadelelerin neticesinde
Anadolu'da Osmanoğullarının yıldızı parlayacak ve altı yüz yılı aşan
muhteşem bir Türk devletine tarih tanıklık edecektir. Osmanoğullarının
Menşe'i: Tarihi kaynaklara göre Osmanlı devletini kuranlar, Oğuzların 24
boyundan biri olan Kayı boyuna mensuptur. Oğuz an'anesine göre Kayılar,
sağ kolda yer alan Boz-okların Günhan kolunun en büyük boyudur.
Dolayısıyla Oğuz teşkilât yapısında Kayılar, hakim unsurdur. Bundan dolayı
Dede Korkut'ta "hâkimiyet bir gün Kayı'ya değe; bu dediğim Osman neslidir"
denilerek Osmanoğullarının hâkimiyeti meşrulaştırılır.
Kayılar, Malazgirt Savaşı'nın hemen akabinde Anadolu'ya gelen Oğuz
boylarındandır. Dolayısıyla onların Anadolu coğrafyası içerisinde yurt
tutmaya yönelik göç hareketleri hem Anadolu'nun Türkleşmesi hem de Türkiye
tarihinin şekillenmesi bakımından oldukça önemlidir. Tarihî kaynaklara
göre elli bin kadar Tatar ve Türkmen gaza ve cihat maksadıyla önce Erzurum
ve Erzincan'a, ardından da Artuklu sahasında yer alan Güneydoğu Anadolu'ya
yönelmişlerdi. Kayı boyunun beyi Süleyman Şah, Halep'e giderken Fırat'ta
boğulmuş ve "Türk Mezarı" da denilen Caber Kalesi'nde defnedilmiştir.
Beylerini kaybeden "göçer evli"lerin bir kısmı, bugünkü Urfa-Viranşehir ve
Mardin-Derik kazaları arasında bulunan Beriyye'ye gitmiş bir kısmı ise
Anadolu'ya dağılmıştır. Bu sahalar, Kayı boyuna mensup Karakeçililer'in
günümüzde de yoğun olarak yaşadıkları bölgelerdir.
Babasının ölümü üzerine dört yüz kadar göçer evli ile bölgeyi terk eden
Ertuğrul Gazi önce Pasin Ovası'na, Sürmeliçukuru'na varıp bir müddet
burada kalmış, sonra Selçuklu Hükümdarı Sultan Alaaddin'in çağrısı üzerine
Adıyaman ve ardından Ankara civarına gelmiştir. Yaklaşan Moğol tehlikesi
ve uçları basan Bizans'a karşı yardımını gördüğü Ertuğrul Gazi
liderliğindeki Kayıları Ankara civarındaki Karacadağ'a konduran Sultan
Alaaddin, Rumlara karşı Sultanönü (Eskişehir)'nde kazanılan zaferde,
ordusunun akıncılığını üstlenen Ertuğrul Gazi'ye Söğüt, Domaniç ve Ermeni
Beli'ni yaylak ve kışlak olarak tahsis etmiştir. Ertuğrul Gazi'nin vefatı
üzerine (1281 veya 1288), küçük oğlu Osman Bey, Kayıların başına
geçmiştir.
Kuruluş Devri
Osmanlı Beyliği'nin Kuruluşu;
Osman Bey,
Oğuz aşiretlerinin ittifakıyla başa geçtikten sonra, siyasî ve dinî
bakımdan Anadolu'nun en itibarlı ve nüfuzlu tarikatlerinden Ahilerin mühim
bir şahsiyeti olan Şeyh Edebali'nin kızı ile evlenerek, gücünü artırmış
idi. Bundan sonra Osman Gazi, Bizans'a karşı genişleme politikasını
uygulayarak, İnegöl, Karacahisar ve Yarhisar'ı ele geçirdi ve bölgenin
mühim merkezlerinden olan Bilecik'i alarak, burayı beyliğin merkezi yaptı
(1299). Bu tarih devletin kuruluş tarihi olarak kabul edilir. Selçuklu
Sultanı III. Alaaddin Keykubad'ın İlhanlı Hükümdarı Gazan Han'ın
kuvvetleri tarafından tutulup, İran'a götürülmesi üzerine Selçuklu
ümerasından bazıları ve bölgedeki Türkmen beyleri Osman Bey'e teveccüh
göstermiş; Oğuz an'anesine göre onun hâkimiyetini tanımayı kabul
etmişlerdir. Nitekim Oğuz beyleri Oğuz Han töresine göre tertip edilen bir
törende Osman Bey'in önünde diz çökerek, onun verdiği kımızı içmek
suretiyle tâbiyetlerini sunmuşlardır. Ancak henüz küçük bir beylik
durumundaki Osmanoğullarının, şeklen de olsa bu dönemde, İlhanlı
hâkimiyetini tanıdıkları bilinmektedir. Osman Gazi, beyliğini ilân
ettikten sonra idaresi altındaki bölgeleri beş kısma ayırarak buraları
güvendiği ve savaşlarda yararlık gösteren kimselere tevcih etti. Oğlu
Orhan'a Sultanönü, büyük kardeşi Gündüz Bey'e Eskişehir'i, Aykut Alp'e İn-önü'yü,
Hasan Alp'e Yarhisar'ı ve Turgut Alp'e de İnegöl'ü verdi. Diğer oğlu
Alaaddin'e ise şeyh Edebali'nin emin ve nazırlığında, ailenin geçimi için,
Bilecik ve havalisinin gelirleri tahsis edildi.1302'de Bursa tekfurunun
liderliğinde birleşen Rum tekfurlarının Koyunhisar (Bafeon) savaşında ağır
bir mağlûbiyet tatmaları, Osman Bey'in Bursa ve Kocaeli taraflarına
akınlar yapmasını oldukça kolaylaştırmıştı. Bir taraftan Bursa öte
taraftan İznik Türk kuşatması altında tutuluyordu. Ancak yaşlılık
sebebiyle Osman Bey, fetihler için oğlu Orhan'ı görevlendirmişti. Nitekim
1324 yılında Osman Bey vefat etti ve oğlu Orhan Bey Osmanlı tahtına çıktı.
Orhan Bey,
1326 yılında Bursa'yı, uzun süren kuşatmanın ardından, ele geçirince
babasının vasiyetini yerine getirerek, Osman Gazi'nin naaşını Bursa'ya
nakletti ve burayı devletin yeni merkezi yaptı. Orhan Bey'in
komutanlarından Akçakoca ve Karamürsel ise İstanbul kıyılarına kadar
akınlarda bulunuyorlardı. Bu fetih ve akınlardan telâşlanan Bizans
İmparatoru Andranikos büyük bir ordunun başında Osmanlılara karşı harekete
geçtiyse de Maltepe (Palekanon) Savaşı'nda ağır bir yenilgi aldı (1329).
Bu zafer, İznik ve İzmit'in ele geçirilmesini kolaylaştırmıştır. Rumeliye
Geçiş; Karasi Beyliğinde başlayan taht mücadelelerinden istifade eden
Orhan Bey, Balıkesir ve civarını topraklarına katarak, ileride
gerçekleşecek olan Rumeli fetihleri için mühim bir mevkiye sahip olmuştur.
Nitekim Karasi Beyliğinin deniz gücü ve Hacı İl Bey, Evrenos Bey gibi
değerli komutanlar artık Osmanlıların emrine girmişlerdir. Bizans içindeki
taht kavgaları ve Bulgar-Sırp saldırıları karşısında, gittikçe güçlenen
Osmaoğullarından yardım isteyen Kantakuzen'in talebi üzerine Orhan Bey'in
oğlu Süleyman, bir orduyla Rumeli'ye geçti (1345). Edirne'yi kuşatan
Bulgar-Sırp kuvvetlerini bozan Süleyman Paşa bu zaferin karşılığında
Gelibolu'daki Çimpe Kalesi'ni Bizans'tan aldı. Böylece Osmanlılar ilk kez
Rumeli yakasında bir üs elde etmiş oluyordu (1356). Süleyman paşa
Gelibolu'nun ardından Tekirdağ'a kadar olan bölgeleri de ele geçirerek
buralara Anadolu'dan getirilen Türkmenleri yerleştirdi. Böylece Rumeli'de
de Türkleşme hareketi başlamıştır. Süleyman Paşa'nın ölümünden sonra
Rumeli'deki fetihler için kardeşi Murat Bey görevlendirildi (1359). Ancak
1362'de babası Orhan Bey'in de ölümü üzerine Murat Bey, Bursa'ya döndü ve
Osmanlıların 3. hükümdarı olarak tahta çıktı (1362).
Rumeli ve Balkanlarda Fetihler;
I.Murat (Hüdavendigar) önce tahtta hak iddia eden kardeşlerini bertaraf
etmekle işe başladı ve bu arada elden çıkan Ankara'yı yeniden aldı.
Anadolu'da birliğin sağlanmasının ardından Murat Hüdavendigar, inkitaya
uğrayan Rumeli ve Balkanların fethine yöneldi. Bu sırada Balkanlar
karşıklık içindeydi. Bir taraftan Sırp Hükümdarı Düşan'ın ölümü ile
Sırplar arasında iç mücadeleler şiddetlenmiş, öte yandan Macar Kralı Layoş,
Balkanlarda Ortadokslara olan baskıları artırmıştı. Evrenos ve Hacı İl Bey
komutasındaki kuvvetler bu durumdan da yararlanarak Keşan'dan Dimetoka'ya
kadar olan yerleri fazla bir mukavemet görmeden ele geçirmişlerdi.
Sazlıdere Zaferi ile Edirne ve Filibe, Lala Şahin Paşa tarafından
fethedildi (1363/4). Bu savaşlarda Bulgarların yanında yer alan Bizans
barış yapmak zorunda kaldı. Türk ilerleyişini durdurmak isteyen Macar,
Bulgar,Sırp ve Ulahlardan müteşekkil bir Haçlı ordusu Macar Kralı Layoş'un
liderliğinde Edirne üzerine yürüdü. Ancak Meriç sahilindeki Sırp Sındığı
denilen mevkiide, kalabalık Haçlı ordusunu hazırlıksız yakalayan 10 bin
kişilik kuvvetiyle Hacı İl Bey, büyük bir bozguna uğrattı (1364). Sırp
Sındığı zaferiyle Osmanlılar, Balkanlardaki fetihlerine hız verdiler ve
bunu kolaylaştıracağı için Osmanlı başkenti Bursa'dan Edirne'ye
nakledildi. Fetihler karşısında çaresiz kalan Bulgarlar Türk himayesini
kabul etmek zorunda kaldılar (1369). Çirmen Zaferi ile (1372) Batı Trakya
ve Makedonya'nın bir kısmı Osmanlı hâkimiyetine girdi ve Selanik ile
Köstendil'in de ele geçirilmesinin ardından Sırp Kralı Lazar, vergi verip,
gerektiğinde asker göndermek şartıyla Osmanlılarla barış anlaşması
imzaladı(1374). Yaklaşık on yıl süren mücadelede, Rumeli ve Balkanlarda
fethedilen bölgelere Anadolu'dan mütemadiyen Türk nüfus kaydırılarak
bölgede demografik dengeler Osmanlılar lehine değiştirilmeye başlanmıştı.
Bu tarihten sonra bir müddet Balkanlardaki fetihlere ara verilmiş ve
Anadolu'da Türk birliğini sağlamlaştırmaya yönelik düzenlemelere
geçilmiştir. Bu maksatla I. Murat, oğlu Bâyezid'i Germiyan beyinin kızı
ile evlendirmiş; Tavşanlı, Emet ve Simav gelinin çeyizi olarak Osmanlılara
verilmiştir. Aynı şekilde Akşehir, Yalvaç, Beyşehri gibi bazı şehir ve
kasabalar Hamidoğulları'ndan para karşılığı satın alınmış, Candaroğullar
da Osmanlı hâkimiyetine girmişti. Artık Osmanlıların karşısında tek bir
güç kalmıştı; Karamanoğulları.
Alaaddin Ali Bey, Osmanlıların yeniden Balkanlara yönelmesini de fırsat
bilerek, harekete geçmiş ancak I. Murat Konya önlerinde Karamanoğullarını
yendiğinde Karaman beyi af dilemek zorunda kalmıştır(1387)
Murat Hüdavendigar'ın yeniden Rumeli'ye yönelmesiyle birlikte Niş ve Sofya
da dahil olmak üzere bütün Bulgaristan fethedildi.(1385/88). Timurtaş
Paşa'nın Sırp kuvvetleri tarafından baskına uğratılıp, yenilmesi üzerine
cesaretlenen Bulgar, Leh, Çek ve Macar kralları da Sırpların yanında yer
aldılar. Fakat Çandarlı Ali Paşa, Bulgar Kralı Şişman'ı esir alarak
Bulgarları bu ittifakın dışına attı. Buna rağmen Haçlı ordusu ilerleyişini
sürdürünce, I. Murat ordusunun başına geçerek düşmanı Kosova'da karşıladı.
I.Murat'ın oğulları Bâyezid ve Yakup'un da yer aldığı Osmanlı birlikleri
büyük bir zafer kazandı. Sırp Kralı Lazar ve oğlu esir edilmiş, düşman
kuvvetlerinin büyük bir kısmı imha olmuştu. (20 haziran 1389). Fakat
I.Murat savaş meydanını gezerken bir Sırp tarafından hançerlenerek şehit
düştü. Bunun üzerine Sırp kralı da Osmanlı askerleri tarafından öldürüldü.
Osmanlılar için Balkanlarda tutunabilmek yolunda ölüm kalım savaşı olarak
görülen I.Kosova Zaferi Sırplar tarafından asla unutulmamıştır. Günümüzde
dahi masum Müslüman halka yönelik vahşetin arkasında bu mağlûbiyetin
ezikliği ve intikam hissi yatmaktadır.
Anadolu'da Türk Birliği'nin Sağlanması;
I. Murat'ın şehit edilmesinin ardından oğlu Bâyezid, devlet adamlarının
ittifakıyla hükümdar ilân edildi. Babasının ölümünü fırsat bilen
Anadolu'daki beyliklerin Osmanlılar'a bıraktığı toprakları yeniden ele
geçirmek maksadıyla harekete geçtiklerini haber alan Bâyezid, süratle
Anadolu'ya döndü. 1390 yılında Germiyan, Aydın, Menteşe ve Saruhan
beylikleri ortadan kaldırıldı. Ertesi yıl Hamidoğulları Beyliği toprakları
ele geçirildi ve bu beyliklerin yer aldığı topraklarda Anadolu
beylerbeyliği adıyla idarî bir ünite oluşturuldu. Ardından Osmanlıların en
önemli rakip olarak gördüğü Karaman Beyliğine yönelen Yıldırım Bâyezid,
Konya'yı kuşattı. Alaaddin Ali Bey'in barış talebi, Beyşehir ve çevresinin
Osmanlılara bırakılmasıyla kabul edildi.(1391). Fakat Yıldırım Bâyezid'in
Mora ile ilgilenmesini fırsat bilerek Ankara Sancak Beyi Sarı Timurtaş
Paşa'yı esir alması üzerine, Yıldırım Bâyezid, Alaaddin Bey'e kesin bir
darbe vurmaya karar verdi. Anadolu'ya geçen Yıldırım, üç gün süren savaşın
ardından ele geçirilen Alaaddin Bey'i ortadan kaldırdı ve toprakları
Osmanlılara ülkesine dahil edildi(1397). Karamanoğlu tehlikesinin bertaraf
edilmesiyle, Anadolu'da Osmanlılara direnebilecek en güçlü devlet olarak
Kadı Burhaneddin devleti kalmış idi. Daha 1392 yılında, Kadı
Burhaneddin'in müttefiki durumundaki Candaroğlu Süleyman anî bir baskınla
öldürülüp beyliğin Kastamonu şubesi ortadan kaldırılmıştı (1392).
Ardından, ertesi yıl Amasya ve Merzifon civarı Osmanlı hâkimiyetine
alınmıştı. Kadı Burhaneddin'in 1398'de Kara Yülük tarafından öldürülmesi
üzerine, ona bağlı Sivas, Tokat, Kayseri, Malatya gibi şehirler birer
birer ele geçirildi. Böylece Fırat'ın batısında kalan Anadolu toprakları
Osmanlı sancağı altında birleştirilmiş oluyordu.
Yıldırım Bâyezid'in İstanbul Kuşatması ve
Balkanlardaki Fetihleri.
Yıldırım Bâyezid'in Karaman seferine anlaşma gereği katılan Bizans
İmparatoru V.Yuannis'in oğlu Manuel'in, babasının ölümü üzerine anlaşmayı
çiğneyerek İstanbul'a kaçması sebebiyle Yıldırım, İstanbul'u kuşatmaya
karar verdi. 1391'de başlayan ilk muhasara 1396 yılına kadar sürdürüldü.
Bu maksatla İstanbul Boğazı'nda Anadolu Hisarı inşa edildi. Şehre dış
yardımların gelmesini önlemeyi ve iaşe zorluğu altında savunmayı kırmayı
hedefleyen bu muhasara Timur'un Anadolu'ya ulaşmasına kadar fasılalarla
devam ettirilmiştir. Bu kuşatma sürerken bir yandan da Yıldırım,
Bulgaristan, Arnavutluk ve Bosna taraflarında fetih hareketlerine devam
etmekteydi. Kuşatma altındaki Bizans'ın da talebi ile Türklere karşı yeni
bir Haçlı ittifakı oluşturan Macar Kralı Sigismund, İngiltere dahil bütün
Avrupa devletlerinden topladığı 120 bin kişilik bir orduyla harekete
geçti. Yıldırım Bâyezid düşmanı şaşırtan bir hızla Niğbolu Ovası'nda
düşmanı karşıladı. 50-60 bin kişilik Osmanlı ordusu, sayıca çok üstün olan
Haçlı ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. Savaş meydanından
kurtulabilenler, kaçarken Tuna'da boğuldular.(1396) Haçlılardan geriye
sadece muazzam bir ganimet kalmıştı. Bu ganimetle, Edirne ve Bursa'da pek
çok cami, medrese ve imaret inşa edilmiştir. Zaferin ardından, Eflâk,
Bosna, Macaristan ve Mora üzerine seferler düzenlendi. İtibarı bu zaferle
bir kat daha artan Yıldırım, Niğbolu dönüşünde Anadolu birliğini kurmaya
yönelik nihaî adımları atmaya başlayacaktır.
Ankara Savaşı ve Fetret Devri:
Yıldırım Bâyezid, Fırat boylarına kadar topraklarını genişlettiği
sırada, Timur da İran, Azerbaycan ve Irak'ı ele geçirmişti. Bazı Anadolu
beyleri Timur'a sığınırken, ülkeleri istilâ edilen Celayirli Ahmet ve
Karakoyunlu Kara Yusuf da Yıldırım Bâyezid'in yanına kaçmıştı. Böylece her
iki devlet biribirine sınır komşusu olmuş, ancak bu durum iki hükümdarın
da Türk dünyasının liderliğine oynamaları sebebiyle olumsuz neticeler
doğurmuştur. Timur, Osmanlılara sığınan Celayirli Ahmet ve Kara Yusuf'un
iade edilmemesini bahane edip Sivas'ı kuşatmış ve kendisine teslim
edilmesine rağmen şehiri tahrip etmişti(1400). Bu olaydan sonra da her iki
hükümdar arasında mektuplaşmalar devam etti. Fakat Timur'un, Anadolu
beyliklerine topraklarının geri verilmesi ve bazı şehirlerin kendine
bırakılması gibi talepleri Yıldırım tarafından reddedildi. Dolayısıyla iki
fatih için savaş artık kaçınılmaz hâle gelmişti. 160 binlik Timur'un
ordusunu, 70 bin kişiyle Çubuk Ovası'nda karşılayan Yıldırım Bâyezid,
savaşın başlarında üstünlüğü ele geçirdi. Ancak Timur'un safında eski
beylerini gören bazı askerlerin saf değiştirmesi ve Kara Tatarların
Osmanlı ordusunun arkasını çevirmesi savaşın talihini değiştirdi. Bir avuç
askerle direnmeye çalışan Yıldırım Bâyezid sonunda esir edildi (26 Temmuz
1402). Ankara Savaşı'nı kazanan Timur, Anadolu beyliklerini tekrar ihya
etti ve böylece Anadolu Türk birliği parçalandı. Balkanlardaki Türk
ilerleyişi durduğu gibi bir kısım topraklar da elden çıktı. Yıldırım'ın
oğulları arasındaki taht mücadeleleri Osmanlı devletinin "Fetret Devri"
boyunca 12 yıl müddetle devam etti. Şayet bu savaş gerçekleşmemiş olsaydı,
hiçbir direnme gücü kalmayan İstanbul büyük bir ihtimalle Yıldırım Bâyezid
zamanında Türklerin eline geçecekti. Dolayısıyla Ankara Savaşı Osmanlıları
en az 50 yıl geriye götürmüştür.Esir düşen Yıldırım Bâyezid, yedi ay
boyunca Timur'un yanında şehir şehir dolaştırıldıktan sonra üzüntüsünden
ecele yenik düştü. Osmanlı şehzadeleri tahtın sahibi olabilmek için
kıyasıya birbirleriyle mücadele etmeye başladılar. Bu mücadele Çelebi
Mehmet'in tek başına devlet idaresine hâkim oluşuna kadar devam etti
(1413). Çelebi Mehmet kardeşleri Süleyman, İsa ve Musa Çelebi'yi bertaraf
ettikten sonra Anadolu Türk birliğini yeniden tesis etmek için çaba sarf
etti. Güçlenen Karamaoğullarının nüfuzunu kırdı, Karamanoğlu Mehmet Bey'in
eline geçen Osmanlı topraklarını geri aldı. Candaroğulları beyliğinden
Çankırı'yı ve ardından Canik (Samsun) bölgesini yeniden Osmanlı ülkesine
kattı. Fakat Şehzade Mustafa ve Simavna Kadısı oğlu Şeyh Bedreddin'in
isyanları ülkeyi karıştırmaktaydı.(1419) Şehzade Murat Rumeli ve Manisa'da
ortaya çıkan bu isyanı bastırdı, Şeyh Bedreddin ve adamları yakalanarak
idam edildi. Timur'un beraberinde götürdüğü Mustafa Çelebi de Anadolu'ya
döndüğünde tahtta hak iddia etmişti. Şehzade Mustafa'nın Selânik'te
başlattığı isyan bastırıldı. Asi şehzade Bizans'a sığınmak zorunda kaldı.
Çelebi Mehmet öldüğü zaman Osmanlı ülkesinde sükûnet büyük oranda tesis
edilmeye başlanmıştı (1421).
Babasının en büyük yardımcısı olan şehzade Murat tahta çıktığı zaman
Bizans tarafından karşısına çıkarılan amcası Mustafa Çelebi'nin isyanını
bir kez daha bastırdı ve Bizans'ı cezalandırmak için İstanbul'u
kuşattı(1422). Bu defa küçük kardeşi Şehzade Mustafa'nın isyan haberini
alan II.Murat, kuşatmayı kaldırarak kardeşini cezalandırmak zorunda kaldı.
İsyancıların yanında yer alan Anadolu beyliklerine karşı harekete geçen II.Murat,
Candaroğlu İsfendiyar Bey'i itaat altına aldı. İzmir Beyi Cüneyd'i ortadan
kaldırıp, İzmir, Aydın ve Menteşe civarını ele geçirdi. Germiyanoğlu Yakub
Bey'in çocuğu olmadığından, topraklarını Osmanlılara bırakmayı vasiyet
etmişti. Onun ölümüyle Germiyan ili de Osmanlılara katılmış oldu(1428).
Balkanlarda da durum Osmanlılar lehine düzelmeye başladı. Nitekim Fetret
devri sırasında elden çıkan topraklar geri alındığı gibi, 1440'a kadar
Belgrat hariç bütün Sırp toprakları Osmanlı hâkimiyetine girmişti. Fakat
Erdel ve Eflâk'ta üst üste gelen bazı küçük bozgunlar Avrupa'da büyük bir
sevinçle karşılanarak, Osmanlılara karşı yeni bir Haçlı seferinin tertip
edilmesine cesaret vermişti. II. Murat, Balkanlardaki Osmanlı varlığını
tehlikeye atmamak için Macarlarla Segedin Antlaşmasını imzaladı (1444) ve
bu anlaşmadan sonra tahttan feragat etti. Küçük yaştaki oğlu II. Mehmet'in
hükümdar olmasını fırsat bilen Macarlar anlaşmayı bozdu ve yeni bir Haçlı
ittifakı oluşturuldu. II. Murat yeniden ordunun başına geçerek düşmanı
Varna Savaşı'nda karşıladı. Macar kralı öldürüldü. Haçlıların lideri
durumundaki Jan Hünyad güçlükle kaçabildi(1444). Çandarlı Halil Paşa'nın
ısrarıyla ikinci kez tahta çıkan II. Murat, Mora ve Arnavutluk'a sefer
düzenledi. Varna'nın intikamını almak isteyen Jan Hünyad yeniden harekete
geçti. Fakat II. Kosova Muharebesi'nde bir kez daha Sırplar büyük bir
yenilgiye uğratıldı (1448). Varna ve Kosova savaşlarıyla Osmanlılar
Balkanlardaki durumunu iyice güçlendirmiş, Bizans'ın batıdan yardım alma
umutları ise tamamen ortadan kaldırılmıştır. II. Murat 48 yaşında ölünce
II. Mehmet yeniden Osmanlı tahtının sahibi olmuş (1451) ve Osmanlı Devleti
artık bu dönemde tam bir cihan devleti hâline gelmiştir.
Fatih ve Cihan Devleti'nin Doğuşu
İstanbul'un Fethi:
II.
Mehmet, babasının ölümü üzerine ikinci kez Osmanlı tahtına oturduğunda,
devletin ortasında bir şer adacığı hâlinde kalmış köhne Bizans'ı ortadan
kaldırmayı öncelikle hedef olarak belirlemişti. Böylelikle Osmanlı devleti tam
bir cihan devleti haline gelebilecekti. Hedefini gerçekleştirmek için ilkin
Sırbistan ve Eflâk ile anlaşma imzalayan Fatih, Karamanoğlu tehlikesini de
geçici de olsa bertaraf etti. Bizans'a ulaşabilecek muhtemel yardımı önlemek
için Boğaz'ın Avrupa yakasına Rumeli Hisar'ını yaptırarak kuşatma
hazırlıklarını tamamladı. Nihayet kuşatılan İstanbul'a karşı 6 Nisan 1453'te
kara ve denizden saldırı başlatıldı. II. Mehmet, Edirne'de döktürdüğü çağının
en güçlü toplarıyla İstanbul surlarını karadan sarsarken 18 Nisan'da donanma
bütün İstanbul adalarını ele geçiriyordu. Fakat, Haliç'in zincirle kapatılması
sebebiyle kara ve deniz birlikleri müşterek bir harekâta geçemiyor ve bu durum
da kuşatmanın başarısına gölge düşürüyordu. Nihayet 22 Nisan'da Osmanlı
donanmasının karadan Haliç'e indirilmesi gibi müthiş bir plânın
gerçekleştirilmesi, kuşatmanın seyrini değiştirmeye başlamıştı. Seksen
parçalık donanmayı bir anda karşılarında gören Bizans'ın direnme gücü artık
kırılmıştı. 29 Mayıs 1453'teki nihaî harekâtla İstanbul fethedildiğinde, II.
Mehmet, Peygamberimizin müjdesine mazhar oluyor ve "feth-i mübin" ile
"Fatih"lik şerefini elde ediyordu.Bizans'ın ortadan kaldırılması hem Türk
tarihi hem de dünya tarihi açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu fetihle
Osmanlı Devleti, artık tam bir cihan devleti hâline gelmiş, İslâm dünyası ve
Avrupa içinde büyük bir prestij ve güç kazanmıştır. Avrupa için bu fetih çağ
açıp, çağ kapayan bir fetihtir. Katolik Avrupa'nın, Ortadoks dünyasıyla
bütünleşme çabaları, İstanbul'un fethiyle önlenmiş, aksine Balkanları da
tamamen ele geçirmek suretiyle Fatih, kısa zamanda Ortadoksları himayesi
altına almıştır. Nitekim Papa V.Nikola'nın Türklere karşı harekete geçilmesi
fikri pek taraftar bulamamış, aksine, Ege adalarındaki halk, Balkanlardaki
bazı despotluklar ve prensler Fatih'i İstanbul'un fethinden dolayı kutlayan
mektuplar yazmışlardır. Papa'nın isteğine sadece Almanya, Napoli ve Venedik
olumlu cevap vermiş fakat onlar da kendilerinden ziyade Sırp, Macar ve
Arnavutları kışkırtarak sonuç almaya çalışmışlardır.
Fatih'in Batı Politikaları:
Sırbistan Seferleri;
İstanbul'un fethinden sonra Osmanlılara bağlılığını bildiren ve ele geçirdiği
bazı kaleleri geri veren Sırplar Macarlar ile iş birliği yaparak yeniden
düşmanlıklarını göstermeye başlamışlardı. Bunun üzerine 1454-1457 arasında üç
kez peşpeşe Sırbistan'a sefer düzenlendi. Belgrat dışındaki bütün Sırp
toprakları ele geçirildi. Sırp Kralı Bronkoviç'in ölümüyle başlayan taht
mücadelelerinden faydalanan Osmanlılar, Sırpları vergiye bağladılar. Taht
kavgalarının yeniden alevlenmesi üzerine, Mora seferinde bulunan Fatih, Sırp
meselesine son verilmesini emretti. Mahmut Paşa, 1459'da başkentleri
Semendire'yi ele geçirilerek Semendire Sancakbeyliğini oluşturdu. Böylece
Sırbistan'da 350 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamış oluyordu.
Arnavutluk Seferleri;
Papalık ve Napoli krallığının desteği ve kışkırtmasıyla harekete geçen
Arnavutluk hâkimi İskender Bey, vurkaç taktiği ile Osmanlı kuvvetlerine
baskınlar düzenlemekteydi. Bunun üzerine Fatih, bizzat sefere çıkmaya karar
verdi. 1465 yılında gerçekleşen I.seferde, İlbasan Kalesi'ni yaptırıp, içine
asker yerleştiren Fatih, Balaban Paşa'yı bölge için görevlendirerek, geri
döndü. Ancak, Papa ve diğer devletlerden aldığı kuvvetlerle Türklere saldıran
İskender Bey, Balaban Paşa'yı şehit etti ve İlbasan kalesi'ni kuşattı. Bunun
üzerine Fatih II. Arnavutluk Seferi'ne çıktı (1467). Ele geçirilen topraklarda
yeni garnizonlar oluşturuldu. Bu sırada İskender Bey ölmüş ve yerine oğlu Jean
geçmişti. Arnavutlukta başlayan kargaşa sebebiyle Fatih 3. kez Arnavutluk
seferini başlattı. Arnavutların elinde kalmış olan Kroya ve İşkodra kuşatıldı.
Nihayet 1479'da Arnavutluk da bir Osmanlı vilayeti haline gelmiş oluyordu.
Mora Seferleri;
İstanbul'un fethinden sonra Bizans İmparatoru XII. Konstantin'in oğulları,
rakipleri Kantakuzen ailesine karşı Mora'da, Osmanlıların yardımını
istemişlerdi. Turahanoğlu Ömer Bey, akıncıları ile duruma müdahale etti ve
muhalifler bertaraf edildi. Fakat bu sefer iki kardeş arasında mücadele
başlamıştı. Bölge ülkelerinin Mora'yı istilâ niyetlerini bilen Fatih 1458'de
harekete geçti. Korent'i ele geçiren Fatih, Mora'nın bir kısmını merkeze
bağlayarak, burada bir sancak oluşturdu. Atina ve diğer bölgeler ise Osmanlı
yönetimini kabul etti. Kardeşi Dimitrios'a karşı Arnavutların desteğini alan
Tomas'ın Osmanlılarla yapılan anlaşmayı bozması üzerine 2.kez Mora'ya sefer
düzenlendi. Tomas, Papa'nın yanına kaçmak zorunda kaldı. Bölgeye çok sayıda
Türk yerleştirildi. Venedikliler bölge halkını Osmanlılara karşı
ayaklandırmaya çalışıyorlardı. Ancak bunda başarı kazanamayan Venedik, Osmanlı
kuvvetleri tarafından bozguna uğratıldı (1465).
Eflâk ve Boğdan Seferleri;
Yıldırım zamanında vergiye bağlanan Eflâk Prensliği'nin başına Fatih
tarafından Vlad (Kazıklı Voyvoda) getirilmişti(1456). Osmanlılara bağlı
görünen Vlad aslında gizliden gizliye düşmanlık ediyordu Vlad'ın Fatih'in
elçilerini kazığa oturtarak öldürmesi üzerine 1462 yılında Fatih, Eflâk'a bir
sefer düzenledi. Boğdan'dan da yardım alan Osmanlı kuvvetleri voyvodayı uzun
süre takip etti. Neticede, sığındığı Macarların, Osmanlılarla yaptığı anlaşma
üzerine Vlad'ı esir etmeleri ile mesele çözüldü. Fatih voyvodalığa Radul'u
getirdi ve Eflâk bir Osmanlı eyaleti hâline geldi. 1455'ten itibaren Osmanlı
Hâkimiyetini tanıyan Boğdan Prensliği'nin Kefe'nin fethinden sonra izlediği
düşmanca siyaset üzerine Osmanlı kuvvetleri 1476'da Boğdan'a girdi. Fatih'in
bizzat başında olduğu Osmanlı kuvvetleri Boğdan ordusunu büyük bir bozguna
uğrattı. Böylece Boğdan da yeniden Osmanlı hâkimiyetini tanımış oluyordu.
Bosna-Hersek Seferleri;
Osmanlılara vergi yoluyla bağlı olan Bosna Kralının, anlaşmalara riayet
etmemesi üzerine Üsküp'ten harekete geçen Fatih, Sadrazam Mahmut Paşa ve
Turahanoğlu Ömer Bey'e Bosna'nın tamamen fethedilmesi emrini vermişti. 1463
yılındaki seferle Bosna Kralı Osmanlı hâkimiyetini yeniden tanıdı. Ancak
şeyhülislamın da fetvasıyla sonra öldürüldü ve bu topraklarda Bosna
Sancakbeyliği oluşturuldu. Fakat ordunun İstanbul'a dönmesi üzerine aynı yıl,
Macar kralı Bosna'ya girdi. İkinci kez düzenlenen seferle Osmanlılar, Yayçe
dışındaki bütün kale ve şehirleri yeniden ele geçirdiler. Bosna seferleri
esnasında Hersek Kralı Stefan da ülkesinin bir kısım toprağının Osmanlılara
doğrudan bağlanması şartıyla tahtında bırakılmıştı. Ancak 1483 yılında Hersek
tamamen Osmanlı toprağı hâline gelecektir.Fatih, Bosna'yı Osmanlı topraklarına
kattığı zaman "Bogomil" mezhebindeki Bosnalılara çok iyi davranmıştı. Hem
Katolik hem de Ortadoksların kendi kiliselerine almak için baskı yaptıkları
Bogomiller bu sebeple Osmanlı yönetimine sıcak bakmışlar ve kendilerine
sağlanan din ve vicdan hürriyetinden etkilenerek zamanla Müslüman olmuşlardı.
İşte bu Müslüman Bosnalılara "Boşnak" denilmektedir.
Fatih devrinde Osmanlıların karada en güçlü komşusu ve rakibi Macarlar,
denizde ise Venedik idi. Macarlar bu dönemde tek başlarına Osmanlılarla baş
edemeyeceklerini bildiğinden, doğrudan bir savaşı göze alamamış, Fatih de
tabiî sınır olan Tuna'yı geçmeyi düşünmemiştir. Ancak akıncılar vasıtasıyla,
Macaristan'a güvenliğin sağlanmasına yönelik yüzlerce başarılı akın
düzenlenmiştir. Keza Venedik Cumhuriyeti de Osmanlılarla doğrudan
karşılaşmaktansa Balkanlardaki diğer devletleri kışkırtmayı yeğ tutmuştur.
Güçlü donmasıyla Mora ve Ege'deki adalara sahip olmak isteyen Venedik,
Osmanlılar karşısında istediği sonucu alamamış, aksine pek çok ada ve kıyı
kaleleri Osmanlıların eline geçmiştir.
Ege Adalarının Fethi;
İstanbul'u ele geçiren Fatih, Bizans'a ait bütün toprakları hâkimiyeti altında
birleştirmek istiyordu. Böylece Bizans'ın yeniden dirilmesini önleyeceği gibi,
iktisadî ve siyasî açıdan da nüfuz alanını genişletebilecekti. Öncelikle
Anadolu kıyısına yakın adaları hedef alan Fatih, Bizans, Venedik ve
Cenevizlilerin elindeki bu adalardan Anadolu'ya yapılan korsan akınlarının
önünü kesmiş olacaktı. İkinci olarak Orta ve Doğu Akdenizdeki adalar hedef
alınmıştı ki, bu adalar Fatih'in İtalya'ya yani eski Roma'ya geçişini
kolaylaştıracaktı.( Nitekim Gedik Ahmet Paşa komutasındaki bir Osmanlı
donanması Napoli Krallığının elindeki Otranto'yu fethetmiş ve buradan Güney
İtalya'ya akınlar düzenlenmiştir.(1480) Fakat Fatih'in ölümünden sonra başa
geçen II. Bâyezid, Gedik Ahmet Paşa'yı geri çağırınca, şehir savunmasız kalmış
ve İtalyanlar kaleyi tekrar ele geçirmişlerdir).1456 yılında öncelikle
Çanakkale Boğazı'na hâkim olan adalardan Gökçeada (İmroz), Taşoz Enez ve
Semendirek adaları ele geçirildi. Aynı tarihlerde Limni ve Midilli halkı Türk
yönetimine girmek için Osmanlılara başvurmuştu. Önce Limni, ardından, uzun
süren kuşatmayı müteakip Midilli (1467) ele geçirildi. Venedikliler 264 yıldır
ellerinde tuttukları Ağrıboz Adası'ndan Mora ve Ege adalarındaki Türk
birliklerine karşı saldırılarını yoğunlaştırmaktaydılar. Bunu önlemek
maksadıyla Ağrıboz'un fethine karar veren Osmanlılar neticede 17 gün süren
kuşatmadan sonra amaçlarına ulaştılar. Epir despotunun elindeki Zanta,
Kefalonya ve Ayamavra gibi adalar da Fatih'in saltanatının son zamanlarında
Osmanlı topraklarına dahil edilmiştir. Ancak St. Jean şovalyelerinin elindeki
Rodos'a karşı girişilen birkaç muhasara neticesiz kalmıştır.
Fatih'in Doğu Politikası:
Karadeniz Politikası; Osmanlılar, Anadolu'nun büyük bir kısmını hâkimiyetleri
altına almalarına rağmen kuzeyde, Karadeniz kıyısındaki bazı yerler Trabzon
Rumları, Cenevizliler ve Candaroğullarının elinde bulunuyordu. Anadolu Türk
birliğinin sağlanması ve ticaret güvenliği açısından bu bölgelerin ele
geçirilmesi şarttı. İşte bu sebeplerle, Fatih karadan ve denizden kuvvetlerini
harekete geçirdi. 1461 yılında Cenevizlilerin elindeki önemli bir üs olan
Amasra teslim olmak zorunda kaldı. Seferin kendisine karşı yapıldığını sanan
Candaroğlu İsmail Bey, Kastamonu'yu terk ederek Sinop'a çekildi. Bursa'ya
dönerek birliklerini takviye eden Fatih, Trabzon seferine çıkarken, Sinop da
dahil Candaroğullarının topraklarını savaşmaksızın ele geçirdi. Fatih'in asıl
amacı 1204 yılında Lâtinlerin İstanbul'u işgal etmesi üzerine Bizans
hanedanına mensup Komnenlerin ayrı bir devlet oluşturdukları Trabzon idi.
Osmanlılara vergi vermeyi kabul eden Trabzon Rumları bir taraftan Fatih'in
rakibi olan Uzun Hasan ile ittifak içine girmişti. Nihayet Fatih, karadan
birliklerini Trabzon'a gönderirken, bir donanma da Sinop'tan kalkarak bölgeye
yöneldi. Bu sırada Uzun Hasan'ın Osmanlı ordusunu arkadan çevirebileceği
ihtimaline karşı Fatih, ordusunu Sivas'ın güneyinden Yassıçemen'e çevirdi.
Uzun Hasan'ın annesi Sara Hatun'un ricası üzerine Akkoyunlularla bir anlaşma
yapıldı. Anlaşmaya göre Akkoyunlular, Trabzon Rumlarına yardım etmemeyi vaat
etmişlerdir. Anlaşmanın akabinde kara ve denizden Trabzon yeniden kuşatıldı.
Çaresiz kalan Trabzon Hâkimi David Komnen şehri teslim etmeyi kabul etti (26
Ekim 1461). Böylece 258 yıl devam eden Trabzon Rum İmparatorluğu da tarihe
karışmış oldu.
Karadeniz'in Anadolu kıyılarını tamamen hâkimiyetine alan Fatih'in bundan
sonraki hedefi, önemli ticaret limanları olan Ceneviz kolonilerini ortadan
kaldırarak, Karadeniz'i tam bir Türk gölü yapmak idi.
Gedik Ahmet Paşa komutasındaki donanma 1475 yılında Kefe, Azak ve Menkup
iskele ve kalelerini ele geçirdi. Böylece Osmanlılar, Altınorda Hanlığı'nın
zayıflamasıyla ortaya çıkan Kırım Hanlığı ile komşu oldu. Azak Kalesi'nin
düşürülmesi sonucunda bazı Cenevizliler ile birlikte Kırım hanlarından Mengli
Giray Han da esir edilmişti. Mengli Giray Han'ın İstanbul'a getirilmesiyle
Kırım Hanlığı Osmanlı hâkimiyetine girmiş oldu. (1478). Kırım hanları 350 yıl
boyunca Osmanlıların batıya karşı en güçlü müttefikleri olarak hizmet
vermişlerdir.Anadolu'da Türk Birliğinin Gerçekleşmesi; Osmanlıların kuruluş
devrinden beri en ciddî rakipleri durumundaki Karamanoğulları, Fatih'in
politikalarına karşı, Akkoyunlu ve Memlûklu devletlerinin desteğini sağladığı
gibi, Venediklilerle de bir ittifak kurmakta sakınca görmemişlerdi. Bu
düşmanca tavır üzerine Fatih 1466 yılında Karamanoğulları üzerine yürümeye
karar verdi. Beylik topraklarının büyük kısmı Osmanlıların eline geçmesine
rağmen Fatih, Larende ve Silifke yörelerine çekilen Karamanoğullarına karşı
mücadeleyi, Otlukbeli Savaşı'nın sonrasında da sürdürmüştür. Fakat Karaman
Beyi Kasım'ın ölümünden sonra (1483) beylik tamamen oradan kalkmış olacaktır.
Akkoyunlu Beyi Uzun Hasan, 1467 yılında Karakoyunlu topraklarına sahip olunca
Osmanlılar aleyhine hâkimiyetini genişletmeye başlamıştı. Anadolu birliği
yönündeki bu tehlike üzerine Fatih, 1473'te harekete geçti. Otlukbeli
mevkiinde yapılan savaşta Osmanlılar büyük bir zafer kazandılar. Artık
Akkoyunlular Osmanlılar için bir tehlike olmaktan çıkmıştı.
Yavuz Sultan Selim Devri;
Henüz Trabzon'da vali iken Doğu'da Safavilerin nasıl güçlendiğini gören ve
onlarla başarılı bir mücadeleye giren Selim, tahta çıktıktan sonra,
Anadolu'daki mezhep mücadelesine bir son vermek için Safavilerle doğrudan
savaşa girmeyi kaçınılmaz görmekteydi. Nihayet ordusunun başında Doğu seferine
çıkan Yavuz Selim, Çaldıran Ovası'nda Şah İsmail'in ordusuyla büyük bir meydan
muharebesi yaptı. İki Türk hükümdarının mücadelesinden Selim üstün çıktı (23
Ağustos 1514). Doğu Anadolu toprakları Osmanlıların eline geçti. Yavuz,
Tebriz'e kadar Şah İsmail'i takip etti. Dulkadiroğulları beyliği Osmanlı
yönetimine alındı ve sonra ilhak edildi (1515)Babası döneminde Memlûklara
karşı yapılan seferlerin çoğu kez başarısızlıkla neticelenmesi, Osmanlıların
doğu'da ve İslâm dünyasında üstünlük kurmaları önündeki en büyük engel idi. Bu
sebeple, Safavi tehlikesini bertaraf ettikten sonra Yavuz, Memlûklara karşı
büyük bir ordu hazırladı. Mısır Memlûk Sultanı Kansu Gavri, Osmanlı ordusunu
Halep'in kuzeyinde karşıladı. Ancak Mercidabık Savaşı Osmanlıların zaferiyle
son buldu (24 Ağustos 1516). Kansu Gavri savaş sırasında öldü. Malatya'dan
Sina yarımadasına kadar olan topraklar Osmanlıların eline geçti. Kışı Şam'da
geçiren Yavuz, tekrar Mısır'a yöneldi. Yeni Memlûk Sultanı Tomanbay ile
Kahire'nin kuzeyindeki Ridaniye mevkiinde yapılan savaşı da Osmanlılar
kazandı. (22 Ocak 1517). Bu savaş Memlûk Devleti'nin sonu oldu. Suriye,
Filistin, Mısır ve Hicaz Osmanlı hâkimiyetine girdi. Hülagû'nun Bağdat'ı işgal
etmesiyle Memlûk himayesine giren halifelik müessesesi de böylece Osmanlılara
geçmiş oluyordu. Nitekim Mekke şerifi şehrin anahtarını Yavuz Sultan Selim'e
sunarak itaatini bildirmişti. Yavuz dönemi Osmanlıların doğu'da ve İslâm
dünyası'nda en büyük güç haline geldiği bir dönemdir.
Yükseliş Döneminin Zirvesi:
Kanuni Sultan Süleyman
Yavuz Sultan Selim'in sekiz yıl süren hâkimiyet devrinden sonra Osmanlı
tahtına oğlu I.Süleyman geçti (1520). I.Süleyman'ın 46 yıllık saltanatında
Osmanlı Devleti siyasî, askerî ve iktisadî açılardan zirveye ulaşmıştır. Bu
sebeple dost düşman ona Kanuni, Muhteşem, Büyük Türk gibi lâkaplarla hitap
etmiş ve tarihe de böyle geçmiştir.
Avrupa'daki Gelişmeler;
Kanuni döneminde özellikle Avrupa'da önemli dinî ve siyasî değişiklikler söz
konusudur. Güçlü Macar krallığının Osmanlı hâkimiyetine girmesinden sonra,
Kutsal Roma-Cermen İmparatoru Şarlken en ciddî rakip hâline gelmiş | | | | | | |