Hareketin Kalbi   

Ana Sayfa     Vizyonumuz    Misyonumuz    Biz Kimiz?    İletişim  

          Atatürk
"Sahip Olduğun Kudret Damarlarındaki Asil Kandadır"
 Hayatı
 10. Yıl Nutku
 Gençliğe Hitabe
 Resimleri
 Özlü Sözleri
          Davamız
 Ana Sayfa
 Alperence
 Ülkümüz
 Faaliyetlerimiz
 Bizim Ocak
 Üniversiteli Alperenlerimiz 
Tüm Ocak Linkleri
 
Tüm BBP Linkleri
 Ocak Adresleri
 BBP İl İlçe Adresleri
          İslam
 Peygamberler
 Eshab-ı Kiram
 İslam Tarihi
 İslami Hikayeler
 Tasavvuf
 Kutbu Sitte
 Kuran Dinle
 40 Hadis
 Dini Bilgiler
 
Hatim
          Ecdadımız
 Osmanlı Tarihi
 Selçuklu Tarihi
 İslam Öncesi Türkler
 Cumhuriyet Dönemi
 Kahraman Türk Kadınları
 Nevruz
 Türkler ve İslam
 Türk Töresi
 Din ve Ahlak
 Türk Soyu
 Ata Korkut
 Oğuz Kağan Duası
 Turan Duası
          Türkler
 Türk Dünyası
 Özerk Türkler
 Turaneli
 Türk Bayrakları
 Eski Devlet Bayrakları
          Mücadele
 Çeçenistan
 Doğu Türkistan
 Filistin
 Irak
          Multimedia
 Duvar Kağıtları
 Videolar
 Animasyonlar
 Kitap Oku
 Müzik/MP3
 Konuk Defteri
 Şairler/Şiirler
          Eğlence
 Duvar Yazıları
 Hazır Cevaplar
 Gazeteler
 Sözlükler
 Sağlık
 Güzel Sözler
          Esmaul Hüsna


"O, yaratan, var eden, sekil veren Allah'tir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun sanini yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.(Hasr-24)"


ALLAH
(Varligi zorunlu olan ve bütün övgülere layik bulunan zatin özel ve en kapsamli adi)


RAHMÂN
(Bagislayan, esirgeyen)


RAHÎM
(Aciyan, esirgeyen)


MELIK
(Görünen ve görünmeyen alemlerin sahibi)


KUDDÛS
(Her eksiklikten münezzeh)


SELÂM
(Esenlik veren)


MÜ'MIN
(Güven veren, vaadine güvenilen)


MÜHEYMIN
(Kainatin bütün islerini gözetip yöneten)


AZÎZ
(Yenilmeyen yegane galip)


CEBBÂR
(Iradesini her durumda yürüten, yaratilmislarin halini iyilestiren)


MÜTEKEBBIR
(Azamet ve yüceligini izhar eden))


HÂLIK
(Takdirine uygun bir sekilde yaratan)


BÂRI'
(Bir model olmaksizin canlilari yaratan)


MUSAVVIR
(Sekil ve özellik veren)


GAFFÂR
(Daima affeden, tekrarlanan günahlari bagislayan)


KAHHÂR
(Yenilmeyen, yegane galip)


VEHHÂB
(Karsilik beklemeden bol bol veren)


REZZÂK
((Bedenlerin ve ruhlarin gidasini yaratip veren)


FETTÂH
(Iyilik kapilarini açan, hakemlik yapan)


ALÎM
(Hakkiyla bilen)


KÂBID
(Rizki tutan, canlilarin ruhunu alan)


BÂSIT
(Rizki genisleten, ruhlari bedenlerine yayan)


HÂFID
(Alçaltan, zillete düsüren)


RÂFI'
(Yücelten, izzet ve seref veren)


MUIZ
(Yücelten, izzet ve seref veren)


MÜZIL
(Alçaltan, zillet veren)


SEMI'
(Isiten)


BASÎR
(Gören)


HAKEM
(Son hükmü veren)


ADL
(Mutlak adalet sahibi, asiriliga meyletmeyen)


LATÎF
(Yaratilmislarin ihtiyacini en ince noktasina kadar bilip sezilmez yollarla karsilayan)


HABÎR
(Her seyin iç yüzünden haberdar olan)


HALÎM
(Acele ile ve kizginlikla muamele etmeyen)


AZÎM
(Zatinin ve sifatlarinin mahiyeti anlasilamayacak kadar ulu)


GAFÛR
(Bütün günahlari bagislayan)


SEKÛR
(Az iyilige çok mükafat veren)


ALÎ
(Izzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, askin)


KEBÎR
(Zatinin ve sifatlarinin mahiyeti anlasilamayacak kadar ulu)


HAFÎZ
(Koruyup gözeten ve dengede tutan)


MUKÎT
(Bedenlerin ve ruhlarin gidasini yaratip veren, bilip gücü yeten ve koruyan)


HASÎB
(Kullarina yeten, onlari hesaba çeken)


CELÎL
(Azamet sahibi)


KERÎM
(Fazilet türlerinin hepsine sahip)


RAKÎB
(Gözetleyip kontrol eden)


MÜCÎB
(Dileklere karsilik veren)


VÂSI'
(Ilmi ve merhameti herseyi kusatan)


HAKÎM
(Bütün emirleri ve isleri yerli yerinde olan)


VEDÛD
(Çok seven, çok sevilen)


MECÎD
(Sanli, serefli)


BÂIS
(Ölümden sonra dirilten)


SEHÎD
(Her seyi gözlemis olarak bilen)


HAK
(Fiilen var olan, mevcudiyeti ve uluhiyyeti gerçek olan)


VEKÎL
(Güvenilip dayanilan)


KAVÎ
(Her seye gücü yeten, kudretli)


METÎN
(Her seye gücü yeten, kudretli)


VELÎ
(Yardimci ve dost)


HAMÎD
(Övülmeye layik)


MUHSÎ
(Her seyi tek tek ve bütün ayrintilariyla bilen)


MÜBDI'
(Ilkin yaratan)


MUÎD
(Tekrar yaratan)


MUHYÎ
(Can veren)


MÜMÎT
(Öldüren)


HAY
(Ebedi hayatta diri)


KAYYÛM
(Her seyin varligi kendisine bagli olup kainati idare eden)


VÂCID
(Diledigini diledigi zaman bulan bir müstagni)


MÂCID
(Sanli, serefli)


VÂHID
(Bölünüp parçalara ayrilmamasi ve benzerinin bulunmamasi anlaminda tek)


SAMED
(Arzu ve ihtiyaçlari sebebiyle herkesin yöneldigi ulular ulusu bir müstagni) 


KÂDIR
(Her seye gücü yeten, kudretli)


MUKTEDIR
(Her seye gücü yeten, kudretli)


MUKADDIM
(Öne alan)


MUAHHIR
(Geriye birakan)


EVVEL
(Varliginin baslangici olmayan)


ÂHIR
(Varliginin sonu olmayan)


ZÂHIR
(Varligini ve birligini belgeleyen birçok delilin bulunmasi açisindan asikar)


BÂTIN
(Zatinin görülmesi ve mahiyetinin bilinmesi açisindan gizli)


VÂLÎ
(Kainata hakim olup onu yöneten)


MÜTEÂLÎ
(Izzet, seref ve hükümranlik bakimindan en yüce, askin)


BER
(Iyilik eden, vaadini yerine getiren)


TEVVÂB
(Kullarini tövbeye sevkeden ve tövbelerini kabul eden)


MÜNTAKIM
(Suçlulari cezalandiran)


AFÜV
(Hiçbir sorumluluk kalmayacak sekilde günahlari affeden)


RAÛF
(Sefkatli)


MÂLIKÜ'L-MÜLK
(Mülkün sahibi)


ZÜ'L-CELÂLI ve'l-IKRAM
(Azamet ve kerem sahibi)


MUKSIT
(Adaletle hükmeden)


CÂMI'
(Toplayip düzenleyen, kiyamet günü hesaba çekmek için mahlukati toplayan)


GANÎ
(Her seyden müstagni, kendi disinda her sey O'na muhtaç)


MUGNÎ
(Zenginlik verip tatmin eden)


MÂNI'
(Dilemedigi seyin gerçeklesmesine müsaade etmeyen, kötü seylere engel olan)


DÂR
(Zarar veren)


NÂFI'
(Fayda veren)


NÛR
(Nurlandiran, nur kaynagi)
 
 


HÂDÎ
(Yol gösteren, murada erdiren)


BEDÎ'
(Esi ve örnegi olmayan, sanatkarane yaratan)


BÂKÎ
(Varliginin sonu olmayan)


VÂRIS
(Varliginin sonu olmayan)


RESÎD
(Bütün isleri isabetli ve hedefine ulasici, irsad edici)


SABÛR
(Çok sabirli)


©TRNuke.net

ALLAH c.c En Güzel Isimleri 

          Arama Motoru
          Çanakkale

Çanakkale Geçilmez

1. BÖLÜM
2. BÖLÜM
3. BÖLÜM
4. BÖLÜM
5. BÖLÜM
6. BÖLÜM
7. BÖLÜM

          Zindanlar
Giriş İçin
VAR OLACAĞIZ EYLÜLLERE RAĞMEN

          Şehitlerimiz

Giriş İçin
NE SİZLERİ UNUTTUK NEDE KAHPE EYLÜLLERİ

          Unutmadık
        Dokunma Bayrağıma
          Mevlana
          Türkiyem
        Ayasofya Alperenleri
          Protesto Ediyoruz
          Tarihte Bugün
          Reklam Alanı
          Destekleyenler

ALPEREN OCAKLARI TEŞKİLAT SİTELERİ

ALPEREN OCAKLARI GENEL MERKEZİ

İZMİR ALPEREN OCAKLARI

İSTANBUL ALPEREN OCAKLARI-1

İSTANBUL ALPEREN OCAKLARI-2

ANKARA ALPEREN OCAKLARI

ERZURUM ALPEREN OCAKLARI

BOZKIR ALPEREN OCAKLARI

MUŞ ALPEREN OCAKLARI

SİNCAN ALPEREN OCAKLARI

GEBZE ALPEREN OCAKLARI

SAMSUN ALPEREN OCAKLARI

ŞARKIŞLA ALPEREN OCAKLARI

SAMSUN ALPEREN OCAKLARI

GÜRÜN ALPEREN OCAKLARI

ALPERENLER

SULTANBEYLİ ALPEREN OCAKLARI

HATAY ALPEREN OCAKLARI

NİĞDE ALPEREN OCAKLARI

TAVŞANLI ALPEREN OCAKLARI

AYDIN ALPEREN OCAKLARI

BEYKOZ ALPEREN OCAKLARI

TURANELİ

ALPEREN TÜRK

YALOVA ALPEREN OCAKLARI

ANTALYA ALPEREN OCAKLARI

APERENLER ŞAHSİ SİTE

ALPEREN GENÇLİK 27

RADYO ALPERENCE

ALPERENCE

ELAZIĞ ALPEREN OCAKLARI

KÜÇÜKÇEKMECE ALPEREN OCAKLARI

TOKAT ALPEREN OCAKLARI

BUCA ALPEREN OCAKLARI

TRABZON ALPEREN OCAKLARI

DENİZLİ ALPEREN OCAKLARI

KOCAELİ ALPEREN OCAKLARI-1

KOCAELİ ALPEREN OCAKLARI-2

DÜZCE ALPEREN OCAKLARI

ESENLER ALPEREN OCAKLARI-2

ÇERKEZKÖY ALPEREN OCAKLARI-2

ÇERKEZKÖY ALPEREN OCAKLARI-1

ÜMRANİYE ALPEREN OCAKLARI

ESKİŞEHİR ALPEREN OCAKLARI

MERSİN ALPEREN OCAKLARI

UŞAK ALPEREN OCAKLARI-2

KÜTAHYA ALPEREN OCAKLARI

SİVAS ALPEREN OCAKLARI

BURSA ALPEREN OCAKLARI

ALPERENCE HOSTİNG

BAĞCILAR ALPEREN OCAKLARI

GAZİ ÜNİVERSİTE TEŞKİLATI

GAZİOSMANPAŞA ALPEREN OCAKLARI-1

GAZİOSMANPAŞA ALPEREN OCAKLARI-2

UŞAK ALPEREN OCAKLARI ÜNİVERSİTE TEŞKİLATI

KAYSERİ ALPEREN OCAKLARI

BERLİN ALPEREN OCAKLARI

UŞAK ALPEREN OCAKLARI

MANİSA ALPEREN OCAKLARI

MİLLİYETÇİLER

MİLLİ OCAK

ÜNİVERSİTELİ ALPERENLER

DANİMARKA ALPEREN OCAKLARI

TÜRKİSTAN ALPEREN OCAKLARI

TÜRKİSTAN ALPEREN OCAKLARI-2

AVRUPA TÜRK BİRLİĞİ

AHMET YENİLMEZ

HASAN SAĞINDIK

BBP TEŞKİLAT SİTELERİ

BBP GENEL MERKEZ

BBP ESENLER İLÇE TEŞKİLATI

BBP SİNOP İL TEŞKİLATI

BBP İSTANBUL İL TEŞKİLATI

BBP İZMİR İL TEŞKİLATI

BBP ANKARA İL TEŞKİLATI

BBP GEBZE İL TEŞKİLATI

BİZİM WEBMASTER İÇİN

BİZİM WEBMASTER

ŞAHSİ ALPEREN SİTELERİ

OKAN YETGİN (BLOG)

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-1

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-2

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-3

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-4

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-5

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-6

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-7

ŞAHSİ ALPEREN SİTESİ-8

NİZAM-I ALEM ÜLKÜSÜ

Nizamialem Ülküsü...
 

Türk milletinin iç ve dış oluşumuna, dilinin zenginleşmesine ve dolayısıyla edebiyatına, düşüncesine, sosyal ve siyasî müesseselerine ve dünya görüşüne bin yıldan beri İslâm şekil vermektedir.

Cumhuriyet inkılâplarının başlattığı Batılılaşma eksenindeki değişme hareketi, Türk milletinin tarifi ve kurulacak sistemin alâmet-i farikası üzerine onlarca çeşit tez atılmasına kaynak teşkil etmişti. Öyle ki, resmî ideoloji Kemalizm yahut Altı Ok, resmîleştirdiği Batılı kalıplar içerisinde "Türkçü-üniter" devlet yapısını oturtana dek zihniyet ve tarih ilmi bakımından kafası ve uygulaması bir hayli karışıktı.

Millî mücadeleden sonra üzerine oturdukları ve zabturabt altına aldıkları müslüman milleti "muasır Batı" seviyesine yükseltmek için "örümcekli mâzi"siyle irtibatını kesmek, ilk hayırlı(!) işlerdendi. Böylece mâzisi irtica ve karanlıklarla dolu olduğu iddia edilen Din-i Mübin-i İslâm üzre Kurtuluş Harbi’nden çıkmış milleti, laik bir Atatürkçü Türk Milliyetçiliği ile telif ederek, Batılılaşma yörüngesine sokmuşlardı.

Bugün yetmişküsür yıllık resmî Batılılaşma sürecine alternatif olarak, bin yıllık müslüman tarihinden terkiblerle donanmış bir çok yerli hareketlerin atak yaptığı bu ülke, yarı yolda resmîleşenlere, sırf cemaat yapısıyla kalıp düşünce ve siyaset alanlarında iştigal etmeyenlere ve yalnızca millî ve İslâmî bir eğitim gayesi taşıyıp dünya görüşü, olmayan gruplara sahne olmaktadır.

Nizam-ı Âlem düşüncesi de, bu sürecin içinde doğruyu, yerliyi sürdürmek isteyen bir hareketin bu millet adına oluşturmak istediği dünya görüşünün adıdır.

Nizam-ı Âlem hareketinin doğmasına sebeb olan faktörler farklılıklardır. Kendine ülkücü dediği halde bazı insanlar farklı bir metodun zaruretini ortaya koydular. Çünkü, cüz-i irade yaptığı değerlendirmede bu neticeyi önlerine getiriyordu. Başkalarının dümen suyuna girerek birşey yapılmayacağını, düzenin bütün icaplarına uyarak alternatif olunamayacağını imanda ve ihlasta en küçük bir ayrılığı olmayan insaların yalnızca metodlarının farklılığından dolayı hasım görülemeyeceğini, kardeşlerimizin katillerine methiyeler dizip iktidar nimetlerinden faydalanmakla hizmette bulunulamayacağını, Türkiye’nin kaderine hükmedecek bir itifakı şahsi meseleler uğruna bozarak mü’minlerin ittihadına engel olmanın hiçbir dava ile bağdaşmayacağını gören bazı insanlar farlı bir metodun zaruretini idrak ettiler. Çünkü tekamül olmadan hizmet olmazdı ve her ne hikmetse bir türlü tekamül edilemiyordu. Ayrıca sürüp gelen ülkücülüğün leik ve Türkçü söylemle buluşması ve dün karşı çıkılan herşeyi meşru kılmasıyla, ölçülerinde ve ahdlerinde sadık olanlar için yol ayrımına gelinmişti. İşte bu sebeblerle yeni bir metod ve arkasından vicdanen müsterih bir kadro teşekkül etti.

İslâm’ın cevaz verdiği ölçüde milliyetçilik yapılanmasına ve millîlik anlayışının İslâmî zeminde ifade edilmesi gerektiğine, ayrıca devlet ve millet gibi temel kavramların bin yıllık tabiî, kültürel akış içinde yeniden yorumlanmasına karar verenler, Altı Ok’la buluşan ülkücülükten mahiyet olarak ayrılmış ve Nizam-ı Âlem Ülkücülüğü yahut Alperenliği çatısında toplanmışlardır.

Allah (C.C.) indinde sahip olunan mesuliyetleri yerine getirmek için ileri gitmenin başka bir yolu var mıydı? Zerre kadar tavize müsamahası olmayan bir davada, dağlar kadar taviz verilerek bir yere varmak mümkün müydü?

Herşeyden önce taşınılan fikir, Nizam-ı Âlem Ülküsü olunca, risk, mesuliyet, ilmî zemin ve derinleşme gibi vasıf ve görevleri beraberinde getirmektedir. Osmanlı bakayası bir Türkiye’de "Nizam-ı Âlem" (Cihan düzeni), "İ’lây-ı Kelimetullah" gibi Allah’ın adından neş’et eden her bir kavramı, oluşu ve dolayısıyla İslâm’ı önce kendi vatanından başlamak üzre yeryüzüne yaymak amel ve cihadıyla yola çıkmaya soyunmanın "büyüklüğünü" ve zorluğunu anlamak bile bu yolda atılan bir adım olacaktır.

Unutulmamalıdır ki, şahısların hiç bir önemi olamaz. Şahıslar, insan olmanın şerefine lâyık oldukları müddetçe baştacı edilirler. Ama gaye edilemezler. İnsan olarak herkesin mesuliyetinin aynı ölçüde olduğu bir yerde, herkes kendi hesabını eksiksiz verebilmenin kaygısını taşımalıdır. Ortak tavırlar da teşkilatı meydana getirir. Ama herkes kendine cenneti garantilemiş gibi, birilerinin hesabına çalışırsa ortada ne dava kalır, ne de mücadele.

Allah (C.C.)’ ın kullarına açtığı rahmet kapılarından biri de, böylesine ulvi davalara hizmet etmek imkânıdır. Evet, hizmet etmektir yapılması gereken; Hizmetcilik, himetkârlık. Asla, efendilik değil. Çünkü Allah (C.C.) yolunda ancak hizmetkar olunur, o da layık olunursa. Maazallah, efendilik iddiası şirktir, küfürdür. İnsanoğlu uğraşır, çabalar, aç kalır, uykusuz kalır ama asla neticeyi takdir edemez. O takdir Cenab-ı Hakk’a aittir. Esasen, kulların neticeyle ilgili mesuliyetleri de yoktur. Kulu ilgilendiren sadece gayrettir, samimiyettir.

Nizam-ı Âlem davası, bir rahmet kapısı olarak görülünce, mahiyeti ortaya çıkar. Allah-u Azimüşşan, kullarını imtihan için bu dünyaya göndermiştir. İmtihan, O (C.C.)’un emirlerine ve yasaklarına uymak ve belirlediği hedeflere yürümekle verilir. İşte ülkücü de, başarmaya gücü asla yetmese de, Nizam-ı Âlem’e yürümekle mükellef olduğunu idrak eden kuldur. Çünkü, mükellefiyet, başarma hususunda değil, başarmaya çalışmak hususundadır; İslâm’dan zerre kadar ayrılmadan, ütopik saplantılara batmadan, şuurlu, akıllı, kararlı, sabırlı ve doğru metodlarla. Karınca misali, varamasa da yolunda ölmecesine.

Herkes kendine nasip edilen miktarınca mesuldür. Okumamış yazmamış, dinlememiş duymamış, köyünden dışarı çıkmamış, çoluk çocuğunun rızkını kazanmaktan başka bir dava tanımamış bir insandan, bizim anladığımız mânâda Nizam-ı Âlem’e hizmet beklemek abesle iştigaldir. O insanın Allah (C.C.) indindeki mesuliyetleri ancak kendi dünyası içinde gördüklerinden, yaşadıklarındandır. Fakat, herşeyin farkında olup da, bu mesuliyeti görmezlikten gelmek de, Allah (C.C.) bilir ya, mel’unluğun ta kendisidir.

Bu ülkede ben müslümanım diyen insanlar artık Millî Şef döneminde yaşamıyor ki, dinin ne olduğunu bilmesin. Kur’an-ı ve Sünnet’i, helal ve haramı artık insanımız biliyor. Ve bilmeyenler de öğreniyor. Taklidî de olsa iman sahibi ise doğruya varıyor. Dün içinde yer aldığımız ülkücü camia ve oradaki arkadaşlarımızla şimdi bizi yani Nizam-ı Âlem Ülkücülerini ayıran fark, Kur’an ve Sünnet’i, helal ve haramı farklı anlayışımız değil, bu değerler karşısındaki tavrımızdır. Bunun ilk kıvılcımı ise Nizam-ı Âlem mefkûresi karşısında takınılan tavır olmuştur.

Nizam-ı Âlem’i artık davamız olarak anlatmayacağız diyenler, aslında Nizam-ı Âlem’i inkâr etmemişler, ancak bundan sapmaları; kitlelerle buluşmanın önünde "kemiyet değil keyfiyet" anlayışından vazgeçmiş olmalarından kaynaklanmıştır.

"Bizim İslâm’ın yayılması diye bir davamız yoktur, ancak yayılmasının karşısında da değiliz" diyenler ifadeden de anlaşılacağı üzere, İslâm’ın yayılmasına karşı oluştan değil, kitleleşmek adına keyfiyeti terk edip tavır değişikliğine gitmiş olmalarındandır.

Bu tavır değişikliklerine karşı; "kemiyet değil keyfiyet" tavrından vazgeçmeyenler, Nizam-ı Âlem deklarasyonunu yayınlayarak, kendilerini Nizam-ı Âlem Ülkücüsü olarak adlandırmışlardır.

İslâm’ı anlayış, kavrayış ve yaşayış farkımız ise, daha özelde Nizam-ı Âlem Ülkücülerinin farkı kendini Allah’ın (C.C.) yeryüzündeki nizamının kurucusu ve kollayıcısı, "fitne yeryüzünden kalkıp, din yalnız Allah’ın oluncaya kadar" bozguncularla mücadelecisi, bulunduğu her yerde, her zeminde, kulun ve Allah’ın (C.C.) hakkını gözeten mânâsına gelen tavrı gösteren "CUNDALLAH", "Allah’ın (C.C.) Askeri" olması ile ancak ortaya çıkar.


 










          Genel Başkan

"Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz"

 Özgeçmişi
 Konuşmaları
 Fotoğrafları
          Reisin Köşesi
"Fahrettin AKSU"
          Diriliş Vakti

          Unutmak İhanettir

          Bize Yazın
          Türk-İslam Ülküsü

          Veda Hutbesi

Bismillahirrahmanırrahim



"Ey insanlar!

"Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım.

"İnsanlar!

"Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl
mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden
korunmuştur.

"Ashabım!

"Muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız. O'da sizi yaptı olayı sorguya çekecektir. Sakin benden sonra eski
sapıklıklara dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi, burada bulunanlar,
bulunmayanlara ulaştırsın. Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlayan birisine ulaştırmış olur.

"Ashabım!

"Kimin yanında bir emanet varsa, onu hemen sahibine versin. Biliniz ki, faizin her çeşidi kaldırılmıştır. Allah
böyle hükmetmiştir. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmutallib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir. Lakin
anaparanız size aittir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız.

"Ashabım!"

"Dikkat ediniz, Cahiliyeden kalma bütün adetler kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Cahiliye devrinde güdülen
kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu Iyas bin Rabia'nın kan davasıdır.

"Ey insanlar!"

"Muhakkak ki, şeytan su toprağınızda kendisine tapınmaktan tamamen ümidini kesmiştir. Fakat siz bunun dışında ufak tefek işlerinizde ona uyarsanız, bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız.

"Ey insanlar!"

"Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah’ın
emaneti olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah’ın emriyle helal kildiniz. Sizin kadınlar üzerinde
hakkiniz, kadınların da sizin üzerinizde hakki vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkinizi; yatağınızı hiç
kimseye çiğnetmemeleri, hoşlanmadığınız kimseleri izniniz olmadıkça evlerinize almamalarıdır. Eğer
gelmesine müsaade etmediğiniz bir kimseyi evinize alırlarsa, Allah, size onların yataklarında yalnız
bırakmanıza ve daha olmasıza hafifçe dövüp sakındırmanıza izin vermiştir. Kadınların da sizin üzerinizdeki
hakları, meşru örf ve adete göre yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

"Ey mü’minler!"

"Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah’ın kitabi
Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin (a.s.m) sünnetidir.

"Mü’minler!"

"Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman’ın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar
kardeştirler. Bir Müslüman’a kardeşinin kani da, mali da helal olmaz. Fakat malini gönül hoşluğu ile vermişse o başkadır.

"Ey insanlar!"

"Cenabı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanin mirastan hissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet
etmeye lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden kimse için mahrumiyet vardır.
Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan köle, Allah’ın, meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın. Cenabı Hak, bu gibi insanların ne tövbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

"Ey insanlar!"

"Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahin da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah'tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O'ndan en çok korkanınızdır.
"Azası kesik siyahî bir köle basınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah’ın kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz.
"Suçlu kendi sucundan başkası ile suçlanamaz. Baba, oğlunun sucu üzerine, oğlu da babasının sucu üzerine suçlanamaz.
"Dikkat ediniz! Su dört şeyi kesinlikle yapmayacaksınız:
Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız.
Allah’ın haram ve dokunulmaz kıldığı cani, haksiz yere öldürmeyeceksiniz.
Zina etmeyeceksiniz.
Hırsızlık yapmayacaksınız..
"İnsanlar Lâilahe illallah deyinceye kadar onlarla cihad etmek üzere emrolundum. Onlar bunu söyledikleri
zaman kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allah'a aittir.

"İnsanlar!"

"Yarin beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?"
Saheb-i Kiram birden söyle dediler:
"Allah’ın elciliğini ifa ettiniz, vazifenizi hakkıyla yerine getirdiniz, bize vasiyet ve nasihatte bulundunuz, diye şahadet ederiz!"
Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz (S.A.V.) şahadet parmağını kaldırdı, sonra da cemaatin üzerine çevirip indirdi ve söyle buyurdu:


"Şahit ol, yâ Rab!

Şahit ol, yâ Rab!

Şahit ol, yâ Rab!"

 

 


          Hava Durumu
Hava Durumu

Sitene Ekle...

          Şehitler Ölmez

ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ

1. BÖLÜM
2. BÖLÜM
3. BÖLÜM
4. BÖLÜM
5. BÖLÜM

          Namaz Vakti
          Değerlerimiz

 Seyyid Ahmed Arvasi
 Galip Erdem
 Mehmet Akif Ersoy
 Necip Fazıl Kısakürek
 Osman Yüksel Serdengeçti
 Erol Güngör
 Ziya Gökalp
 Elbruz Elçibey
 Hüseyin Nihal Atsız
 Ökkeş Şendiller
 
Hakkı Öznur
 Cevher Dudayev

          Destanlar

 Alper Tunga Destanı
 Cengiz Han Destanı
 Göç Destanı
 Köroğlu Destanı
 Oğuz Kağan Destanı
 Saltuk Buğra Han Destanı
 Şu Destanı
 Bozkurt Destanı
 Türeyiş Destanı
 Yaratılış Destanı